akasya's profile*AkAsYa* ...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

*AkAsYa* *YüReĞiMe KoNuKsUnUz* ;)

akasya akasya

Occupation
Location
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).

Custom HTML

No content has been added yet.
May 11

BU GECE MİRAC EDİN

 Hak'tan vahiy getirdi
Cebrail Muhammed'e
Geldi burak cennetten
Sultan'ı enbiya'ya
Gelin

Hak'tan vahiy getirdi
Cebrail Muhammed'e
Geldi burak cennetten
Sultan'ı enbiya'ya
Gelin şıklar gelin
Bu gece mirac edin 

Burak'a bindi Resul
Vardı mescid'il aksa
Melekler enbiyalar
El divan huzurunda
Gelin aşıklar gelin
Bu gece seyran edin

Cümle peygamberlere
İmam oldu Mustafa
Vardı sidre münteha
Kabı kavseynev edna
Gelin aşıklar gelin
Bu gece tavaf edin 

Cennetin kapısında
Karşıladı ol rıdvan
Saf saf oldu huriler
Fahri alem aşkına
Gelin Aşıklar Gelin
Bu gece mirac edin  

Sıddık Naci Eren Balıkesiri
Aşıklar Bahçesi s.309

SIDDIK NACİ EREN

SIDDIK NACİ EREN UŞŞAKİ

 

KİŞİLİĞİ

Kâmil-i Mürşid Sıddık Nâci Eren UŞŞÂKÎ (k.s.) Hazretleri, Halvetiyye-i UŞŞÂKÎ Tarikatının yetiştirdiği asrın müceddidi dir. Âlim ve kâmil, ilmin kaynağı, asrın al¬lâmesi, zamanın kutbu, gavs-ı â'zam, şeri'at, tarikat, hakikat ve ma'rifet ilimleri ile mücehhez, kırkların reisi, çaresizlerin sığınağı, gerçek irşadın yetkilisi, Peygamber şubelerinden olup, feyz ve ilâhi nûrun durağıdır.

HAYATI

Sıddık Nâci Eren UŞŞÂKÎ (k.s.) Hazretleri 1925 yılında babası Hacı Hafız Ali Efendi ve annesi Hanîfe hanımdan, Balıkesir'in Aktarma köyünde bu fani cihana teşrif etmiştir.

Küçük yaşta iken dahi haramlardan kaçınıp, oruç ve namazlarımı eda ederdi. Her zaman her yerde, Cenab-ı Hakk'ın rızasını düşünür, aşırı derecede muhabbet edip, Allah aşkından ağlayıp inlerdi.

1944 senesinde,19 yaşında iken asker oldu. Askerliğime devam ederken 1946 yılı içinde Uşşâkî Meşayihi, Üstad, Hacı Bekir Visâli Uşşâkî (k.s.) Hazretlerine intisap etmiştir.

1947 yılında askerlikten terhis olduktan sonra memleketi olan Balıkesir'in Aktarma köyüne geldi. Çiftçilik ile meşgul oldu.Tasavvuf yolunda almış olduğu vazifeleri aşk ve şevk ile noksansız olarak yapmaya devam etti. Üç sene kadar köyde kaldıktan sonra 1950 senesinde Balıkesir vilaye­tine hicret etti.

Balıkesir'e geldiğinde sık sık İzmir'e gidip mürşidinin mânevi sohbetlerinden istifâde etmiştir. O zat-ı muhteremin himmet ve teveccühü ile çok kısa bir zamanda seyr-ü sülûkunu tamamlamıştır. Seyr-ü sülûk eyledikten sonra kemal mertebesine erimiştir. Tarikatın usul ve esrârlarını ve âdabını öğrenmiş, Hilâfet ve vilayet rütbesini hak kazanmış, icâzet verilip, irşâda me'mur edilmiştir.

Kendisi bu olayı şöyle anlatmaktadır :

Bir gün sabah namazını edâ ettikten sonra toplanmış olduğumuz bir mekanda mürşidim kutb-u zaman Bekir Sıdkı Visâli Uşşâkî (k.s.) hazretleri, almış olduğu mânevi bir emir üzerine tarafıma, Tarîkat-ı âliye Halvetîyye-i Uşşâkîyye icâzeti vererek, halîfesi Hacı. Mehmed Rûhi ve ihvanları arasında bu fakiri irşada memur kıldılar. Bekir Sıtkı Visâli Uşşâkî (k.s.) Hazretleri her beşer gibi bu fâni cihandan 1962 yılında iken berat gecesinden bir gün sonra dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya intikal eyledi.

Mürşidimin Hakk'a yürümesi ile postuna halifesi üstad Mehmed Rûhi Uşşâkî Hazretleri oturmuştur. Üstad Mehmed Rûhi Hazretleri 1977 yılında 72 yaşında iken, Amman yakınlarında geçirmiş olduğu trafik kazasında şehid olarak Hakk'a rucû etmiştir.

Hazretin Hakk'a intikalinden sonra, üstadım Visâli hazretleri'nin ikinci halifesi olan Seyyid Kâzım Kızılkanat Hazretleri de, Hak aşıklarını irşad etmeye başladı.

Bir gün Sultan-ı Enbiya Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri, zuhur ederek bu âciz kölelerini, ihsan ve mürüv­vetleri gereğince taltif ile,

- Evladım sen bizim evlâdımız olan Kâzım 'a muhabbet ve iltifat ediyorsun. O bizim hakiki evlâdımız­dır.Onu mürşid tanıyıp, yakın ihvanlarına tanıtıp ona biat etmelerini istiyorsun, buyurdu.

Hamd ve şükürler yüce Allah'a olsun ki, işte böylelikle il­tifatı Muhammediye'ye nail olundum.

Bir gün Seyyid Kâzım Kızılkanat Uşşâkî (k.s.) Hazretlerinin sohbetlerinde bulunur iken, kendile­rinden kitap yazmam için izin ve destur istedim. O da bu talebimi kabul edip müsaade ve destur verdi. Zaten daha evvel de üstadım Bekir Sıdkı Visâli Uşşâkî (k.s.) Hazretleri kasîde ve kitap yazmama müsaade etmişlerdi.

İlk başladığım eser "Nur-u Muhammediye" kitabı idi çok çeşitli ve kıymetli kitaplardan derlemeye devam ettiğim bir zamanda, yakaza hâlinde iken, iki cihan serveri âhir zaman peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz hazretleri ve yanında cihar-ı yar-ı güzin Efendilerimiz olduğu halde tecelli ederek, başlamış olduğum eseri eline alıp göz attılar. Bu kitabı Hazreti Ebu Bekir'e, Hz. Ömer'e, Hz. Osman'a ve Hz. Ali'ye verdikten sonra, tekrar onlardan alıp bu âciz fakirin eline verdiler. " Eseri yazmaya devam et " diyerek tebessümle emir ve ferman buyurdular. .

Bu olaydan sonra bende öyle bir aşk ve ilim, gayret ve azim zuhura geldi ki, bunun dil ile tarifi mümkün değildir. Ancak yaşayan bilir.

Mürşidim Seyyid Kâzım Kızılkanat Hazretleri bir gün bu fakire buyurdular ki,

- Ben Pir Seyyid Cemâleddin-i Uşşâkî isem sen de Pîr Salâhaddin-i Uşşâkî Hazretleri misâlisin. O zat-ı muhterem 210 adet kitap yazdı sen de inşallah çok kitap telif ede­ceksin, buyurdular. İşte ondan sonra da bir Divan-ı Kebir ile 23 adet eser yazma imkanı Rabbim bana lütfeyledi.

Üstadım Seyyid Kâzım Kızılkanat Uşşâkî (k.s.) Hazretleri de bu fa­kiri yerine vekil olarak tayin eyledikten sonra, o da her beşer gibi Rumi 1396 yılında 72 yaşında iken Rabbisine rucû eyledi.

Seyyid Kâzım Kızılkanat Hazretleri hayatta iken, umreye niyet ettiği­mde, ziyaretlerine gitmiş idim. Bana,

- Evladım Bağdat şehrine vardığında benim akrabam olan, Pîr Seyyid Abdulkâdir Geylâni Hazretleri'nin torunlarından 17. batnı, Seyyid Abdurrezzak 'ın oğullarından Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa (Hasan-i , Hüseyni) (k.s.) Hazretlerini ziyaret et ve hayırlı dualarını al, buyurdular.

Biz de ne zaman ki, Bağdat şehrine ulaştığımızda, Pîr Seyyid Abdulkâdir Geylâni Hazretleri'ni ziyaretine gittim. Râbıta ve murakabeye vardığımda, Pîr Hazretleri, fakire tecelli edip, beni alıp Ravza-ı Mutahhara 'ya götürdü. Efendimiz bir kürsü üzerinde oturmuş, büyük bir mec­lise hitap ediyordu.

Gavs-ül Â'zam Pîr Seyyid Abdulkâdir Geylâni Hazretleri, beni aldı kürsüye kadar gö­türdü. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine,

-Ya Resulullah bu evladımıza Kâdir-i Tarikatı'ndan icâzet ve­rilmesini arz ediyorum. Emir ve ferman sizindir, dedi.

İşte o zaman Resul-u Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri de Gavs-ül â'zam'ın arzular ı nı yerine getirdi.

Bir gün sonra Seyyid Hüseyin Fevzi Pa şa Hazretlerini ziyârete gittiğimde hazırlamış olduğu hilâfet ve icâzetnamemi fakire takdim etti. Kendilerine sordum,

- Efendi Hazretleri, zâtınız ile ilk defa görüşüyoruz. Hemen icâzet verdiniz bu hususta beni aydınlatıp mutmain etmenizi arz ediyorum, dediğimde.

- Evladım dün siz huzur-u Resûlullah 'ta iken mânen size bu icazet ve­rilmedi mi ? İşte ben de o zaman orada idim, buyurdular.

Şeyh Efendi Hazretleri fakiri hakiri çok sever idi bir gün mânâ âleminde buyurdular ki,

- Evladım sen benim gözüm ve kulağımsın, söyleyen kelâmımsın sen benim ayak ve ellerim misâlisin, diyerek iltifatlarına mazhar oldum.

İşte gördüğünüz gibi dört adet Şeyh-i Kâmile hiz­met ettim. Hepsinin himmet ve teveccühünü kazandım. Bir meyyid misâli teslim oldum. O zatların hayırlı dualarını aldım.

***

Hayatının 60 yıl gibi uzun bir süresini Tasavvuf yoluna vakfederek sayısız kişiyi irşad edip, irfan mektebinde mürşitlik yapmaktadır ve irşada devam etmektedir.

                                                          TASAVVUFİ YÖNÜ

Ülkemizdeki tasavvuf güneşlerinden biri olup, kibâr-ı Evliyâullah'tandır. Halvetîyye-i Uşşâkî (Aynı zamanda Kâdirî) Tarikatlarında yetişmiş nâdir şahsiyetlerdendir. Hazret-i Peygamber ve sünnetine bağlılığında hiç taviz vermeyen tutumdadır.

KERAMETLERİ

1975 y ılının Ramazan bayramından 2-3 gün sonra, 8 kişi bir minibüse binip hac için niyetlenerek yola çıktık. Aynı seyahatte Şam'da, Cami-i Emevi de yaşadığımız bir hadiseyi anlatayım. Sabah namazını kılıp ziyaretimizi yaptık. O arada cami içinde yakla şık 300 kişilik bir topluluk zikir meclisi kurmuş, başlarında bir şeyh efendi vardı, 65-70 yaşları civarında, sakalı siyahlı beyazlı. Şeyh efendi kafasını önüne eymiş murakabe ediyordu. Biz namazdan sonra duam ızı yaptık sonra da Hacı baba (Nâci Efendi) ve beraber geldi ğimiz insanlarla ile oradakilerin en arkas ına oturduk. 2-3 dakika geçer geçmez şeyh efendi başını kaldırdı, orada olan meydancılardan bir tanesini yanına çağırdı, tam zıt tarafına düşen Hacı baba'yı gösterdi ve bir şeyler söyledi. Adam Hacı baba'nın yanına geldi ve "ya şeyh faddal " (buyurun) dedi, " şeyh efendi seni yanına istirham ediyor " Diye devam etti. Hacı baba'yı aldı ve şeyhin yanına oturttu. Herhalde daha evvelden tanışıyorlardı diye düşündüm. Tabi o zamanlar ben de Hacı baba'nın kıymetini pek bilemiyordum. Sadece babamız olarak hürmet ediyorduk. Uzatmayım, güzel bir zikir meclisi oldu, zikirden sonra Hacı baba'ya etrafı dolaştırdılar, sarılıp, ayrıldılar. Döndüğünde Hacı baba'ya daha önceden tanışıp tanışmadıklarını sordum, hayır dedi, sadece hakiki mürşidi kamil ise, bizim de ne olduğumuzu bilecek biridir diye içimden geçirmiştim dedi. Büyük bir zatmış dedi.

***

Medine'de yaklaşık 35 gün kaldık. Orada Şeyh Fehmi Efendi her perşembe toplantısında Hacı Nâci Efendi nerde diye sorardı. Hacı baba abdestini alıp bir kenara oturur, Fehmi Efendi de onu hemen yanına alırdı. Orada kaldığımız 35 gün boyunca birkaç defa Hacı baba'yı methetti. Fehmi Efendi Konyalıydı. Fakat bütün tarikatlar tarafından da Medine'nin kutbu kabul ediliyordu. Şâzeli idi, oraya gençliğinde gitmişti, Velhasıl Medine'nin kutbu oluşunu tüm tarikatlar da kabul ediyordu. Bazen beni kenara çekip birçok şey (sırlarını) anlatırdı.

Hacı babamla ikimiz Mekke'ye hareketten önce ihramları giyip elini öpmeye gittik. Hacı baba elini öpünce ona, "o ğ lum sen biraz şöyle yürü bakayım " diyerek onu uzaklaştırdı.Biz yalnız kaldık. Sonra bana döndü ve sordu "o ğ lum babanızın kıymetini biliyor musunuz ? " Efendim, dedim bu yolculuğa çıkınca öğrenmeye başladım.

"Oğlum Onun yıldızı o kadar parlak ki bir zaman gelecek her taraf ondan sorulacak" dedi. "O hal geldiği zaman bize dua etsin" dedi. Efendim asıl o sizden dua bekliyor dedim. Bize çok dua etti. Sonra ayrıl ıp geldik.

***

Mekke'deyiz, yan ımızda rahmetli şeyh Mehmed Rûhi Efendi var. Afyon taraf ından da insanlar gelmiş. 40-50 kişi kadar oluyorduk. Sabah namazını kıldık, işrâkı bekliyoruz. İşrak namazından sonra da tavaf yapılıyordu. O zamanlar Kabe de kum havuzları vardı, Hac ı Mehmed Rûhi Efendi ve hacı baba (Nâci Efendi) ön tarafta idiler. Önlerinde iri yarı b ir zat gördüler, hemen birbirlerine sarıldılar. Sonra Hacı baba, Hacı Mehmed Rûhi Efendi ve diğer ihvanlarda o zat ın elini öptüler. Ben en geride kalm ıştım. Biraz sonra ben de elini öpmek istedim. Çenemden tutarak kaldırdı, "Sen Hacı Nâci efendinin oğlu musun" dedi. Evet efendim dedim, gülmeye başladı "Oğlum babanızın kıymetini biliyor musunuz" dedi ve devam etti. "Oğlum bir zaman gelecek her ş ey ondan sorulacak" dedi. Devamla, "Çok büyük bir zat olacak, şu anda büyük ama daha da büyük olacak" dedi ve ilâve etti. "O zama bize dua etsin" Efendim kimsiniz dedim. "Ben Fatihli Ömer'im" dedi. Ben, uykucu Ömer mi dedim. Gencim, 24 yaşındayım o zaman, ağzımdan böyle kelam çıkıverdi. Bana sarıldı evet evet dedi. Fatihli Ömer Efendi İstanbul'un o zamanki kutbu idi.

Ondan sonra aynı lafları Irak'ta, Gasül A'zam Pîr Seyyid Abdulkâdir Geylâni Hazretlerinin torunlarından ve Kâdiri Meşayihinin büyüklerinden Ba ğdat'taki Şeyh Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa Hazretleride söyledi.

***

Yıl sanıyorum ki 1980 idi, rahmetli Seyyid Kâzım Efendi ile Kınık'tayız. O zamanlar kendisini Kula'ya arabamla ben götürüp getiriyordum. Bu yüzden yolda bana, devaml ı bir şeyler anlatırdı. Neyse, bir caminin avlusundayız, abdest almış karşıdan geliyor. Ben de kenarda sigara içiyorum. Onu görünce sigarayı attım. Beni görmü ştü. "Ver bak ıyım bir sigara "dedi ve devamla "Oğlum babanızın kıymetini biliyor musunuz."dedi. Efendim, bunu bana 3-4 zat- ı muhterem aynı şekilde sormuştu dedim. "Oğlum Uşşâkî tarikatında Pîr Hazretlerinden sonra en fazla yıldızı parlak olan o olacak, yakında bütün tarikatlara da hizmet edecek, mânen nereye gitsem devamlı olarak karşıma çıkıyor." dedi. Bu olaydan bir ay s onra müsaade etti ve babam da kitap yazmaya başladı. Hacı baba o gün kahvaltıda Kâzım Efendiye bir rüya anlatmıştı. Rüyasında elinde hortum, Türkiye'yi bütünüyle sulamıştı.

Seyyid Kâzım Efendi sözlerine devamla "Aynı rüyâsında olduğu gibi bir zaman gelecek Türkiye'de arşı sulayacak." Diye bana anlattı.

Bende, ama efendim dedim, sizin yanınızda ne konuşulursa konuşulsun ben dışarı çıkınca unutuyorum. "Mehmet Efendi" dedi "O zaman geldiğinde sen babana hatırlat bize duâ etsin."

Bundan 3-4 sene evvel babama dedim ki, o zat-ı muhteremler bana böyle bir şeyler söyledilerdi, onlara dua et. Estağfirullah falan dediyse de hatırlatmış oldum.

***

1980 yılında ben, Hacı baba, bizim rahmetli Toplu Dayı, onun oğlu Mehmet Toplu, Halil Saygı 3 araba peş peşe Medine'ye gidiyoruz. Medine'ye 90-100 kilometre kalmıştı. Arabayı ben kullanıyordum. Bir anda, karşıdan bir ışık, bir nur çıktı, arabanın üzerine doğru geldi. Bir acaiblik oldu aynı ravza-ı mutahhara ve peygamber efendimiz� Ben ağlamaya başladım, hanım ağlıyor, Hacı baba ağlıyor, araba içerisinde hepimiz ağlıyoruz. Arabayı kullanmakta zorluk çekince, rüzgar vursun diye kafamı dışarı çıkardım. Buram buram ravza'nın kokusu geliyordu. Velhasıl yavaş yavaş Medine'ye vardık. Bir gün sonra, imamı Ali efendimizin mescidi'nin yakınlarından bir şeyler alıyorduk. Diğer arabadaki arkadaşlar bana "dün Medine'ye 90-100 km kala arabanın içersine bir nur girdi. Arabadaki herkes o nurun farkına vardı ve hepimiz ağladık" dediler. Peş peşe 3 arabada da aynı olay olmuştu. Bunun hikmeti nedir acaba, Hacı babaya soralım öğrenelim dediler. Hacı babam da abdest almaya gitmişti. Gelince babama anlattım. Bir müjde varsa bize de bildir dedim. "Bir şey yok oğlum" deyince biraz naz ettim. Diğer arkadaşlarda ısrar etti. Hacı baba anlatmaya başladı.

"Zaten, Tebuk'tan Suudi Arabistan'a girdiğimizde evvela orada Pîr Hazretleriyle karşılandık dedi... Medine'ye yaşlaştığımızda, koku geldiği zaman Resulullah (s.a.v.) Hazretleri vardı, Pîr Hazretleri vardı ve diğer tarikatların Pîrleri de oradaydılar. Bana hitaben "Evladım Nâci ne istersin bizden, evladımız kabulümüzsün zaten, başka ne istersin." Dediler bende "Evlatlarımın da evlatlığa kabulünü isterim ya Resulullah." Dedim. "Pekala o da kabulümüz, başka ne istersin." deyince utandım başka şeyler söyleyemedim dedi. Ama o anda da ihvanlarım içimden geçti. "İhvanlarını da, hatta sana saygı, sevgi ve güler yüz gösterip elini sıkanı da evlatlığa kabul ettik." buyurdu. O anda gelen de Resulullah (s.a.v.) in kokusuydu dedi. Aramızda kalsın diye de ekledi.

***

Rahmetli Seyyid Kâzım Efendi ölümünden bir müddet evvel Balıkesir'e geldi.Hacı baba kendisini 15 gün kadar misafir etti. Artık dönmek istediğinde, götürmek için arabaya binmek üzere kapıya geldiğimizde, Hacı baba Kâzım Efendiye, "Efendim size hakkıyla hizmet edemedik çocukların hatası için özür dilerim" dedi. Seyyid Kâzım Efendi güldü ve "Ben o kadar memnunum ki, Peygamber Efendimiz, Hz. Ali Efendimiz, Hz. Fatıma Vâlidemiz hepsi senden memnun, hepsi hayır dualar ediyorlar" dedi. "Orada sen de benim kardeşimdin, sen de çıkabilirdin ama beni çıkardılar. Bu son görüşmemiz bana hakkını helal et ve duâ et" dedi. "Seyyid olmamızdan ötürü bir şeyler var ama sen de Seyyid sin" dedi ve epeyce duâ etti. Normalde her zaman araba ile yola çıkar çıkmaz konuşmaya başlardı. Bu son seferde Akhisar'a kadar hiç konuşmadı. Yolculuğun sonunda hayır duâlar etti.Çok kısa zaman sonrada vefât etti.
                                                                    AİLESİ

Eşi Bedia validemizden Ali, Nazmi, Mehmet, Ahmet adında dört oğlu ve Cemile adında da bir kızı vardır. On beş torunu vardır. Mânevi evlatlarının sayısını rakamla ifade etmek mümkün değildir.

                                                                ESERLERİ

Sıddık Nâci Eren UŞŞÂKÎ (k.s.) Hazretlerinin bir Divânı olup, yazmış olduğu eser sayısı şimdilik 24 adettir. Eserleri Avrupa'dan Asya'ya bütün ehli tasavvufların istifade ettiği kaynaklar olmuştur. Eserlerinin tamâmı defâlarca basılmıştır.

Uşşâkî de 4. Pîran olup, Hayırlı uzun ömürler içinde nice eserler daha yazarak insanlığın istifâdesine sunmasını dileriz.

Yazmış olduğu eserler :

1- Allah ve Resulü'ne En Yakın Yol

2- Nur-u Muhammediye

3- Cennet Yolu

4- Kalblerin Anahtarı

5- Ölüm, Kıyâmet ve Âhiret

6- Mübârek Geceler ve Üç Aylar

7- Çeşitli Duâlar Edeb ve Âdap

S- Tarik-i Uşşâkî'de Usul ve Âdap

9- Yüce Veliler ve Anadolu Evliyâları

10- Evrad-ı Saadeti Ebediye

11- Sohbetlerim

12- Âşıklar Bahçesi İlâhi ve Kasîdeler

13- Sırlar Hazinesi

14- Özün Özü

15- Maneviyat Bahçesi ve Saadeti Ebediye

16- Tarikatların iç Yüzü

17- Tarikat ve Evliyâlarda Usul ve Âdap

1S- Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî

19- Sıddık Nâci Eren Divânı

20- Dergah İlâhileri

21- İslam'da Evlilik ve Cinsel Hayat

22- Müslümanlıkta ibâdet Ahlak ve Âdap

23- Allah (c.c.) ve Resulullah'ı Sevenlerin Yolu

24- Şifalı duâlar

 

Kaynak: www.siddiknacieren.org

 

ALLAH (c.c) RAHMET ETSİN!!!

SON YOLCULUĞUNA SEVENLERİ UĞURLADIBedia Eren dualarla uğurlandı
Balıkesir'in manevi büyüklerinden Sıddık Naci Eren Hocaefendi'nin muhtereme eşleri Bedia Eren, vefat etti.

82 yaşında vefat eden Bedia Hanımefendi'nin naaşı büyük bir kalabalığın duaları eşliğinde bugün toprağa verildi.

Balıkesir'in manevi dinamiği Sıddık Naci Eren Hoca Efendi (fotoğrafta görülen)'nin muhtereme eşleri Bedia Eren Hanımefendi, kalp rahatsızlığı sebebiyle vefat etti. 82 yaşında gözlerini yuman 5 çocuk annesi Bedia Hanım, yaklaşık 4 aydır kalp rahatsızlığından dolayı tedavi görüyordu. Bedia Eren için bugün Balıkesir Zağanos Paşa Camii'nde öğle namazını müteakip cenaze namazı kılındı. Türkiye’nin dört bir tarafından gelen binlerce seveni de Bedia Eren hanımefendiyi son yolculuğunda yalnız bırakmadı. Sıddık Naci Eren Hocaefendi ise büyük hüznü ile birlikte metanetini koruyor ve dualara eşlik ediyordu.

Bedia Eren hanımefendi’nin naaşı Başçeşme Mezarlığı'nda dualar eşliğinde toprağa verildi.


April 17

KİMSENİN SESİ ÇIKMAYACAK!!!

 

MÜSLÜMANIN GÜNLÜĞÜ

 
01. Yatağından kalkarken besmele çeker.
02. Sabah namazını camide cemaatle kılmaya gayret eder.
03. Sabah erkenden işine giderken Allah' tan helâl rızık ister.
04. Kabir azabından her an Allah'a sığınır.
05. Cennete girmek için her fırsatta Allah'a dua eder.
06. Beş vakit namazını cemaatle kılma azmine olur.
07. Sünnet namazlarını terk etmez. Mümkünse nafile de kılar.
08. Namazını huşu içinde kılmaya çalışır.
09. Yeme, içme, giyim, kuşam ve para kazanma hususlarında Allah'a sığınır.
10. Kendisini İslâm nimetine kavuşturduğu için Allah'a hep şükür duygusu içinde olur.
11. Kulak, göz ve diğer organ nimetlerinden Allah'a şükretmekten geri kalmaz.
12. Duanın kabul saatlerini fırsat bilip o saatlerde dua eder.
13. Kur'an-dan ezberinde olanları okur ve onunla amel eder.
14. Ezberinde olan hadislerle de amel etmeyi ihmal etmez.
15. Dini bilgilerini artırmak için farzları, sünnetleri öğrenir ve ilim meclisinde bulunur.
16. Göz, kulak ve diğer organlarını ha ramdan hep uzak tutar.
17. Peygamberimiz (s.a.v.)'in üzerine çokça salâvat getirir.
18. Hastalarla ilgilenir ve onları ziyaret eder.
19. Din kardeşlerinin cenazelerinde bulunur ve cenaze sahiplerine baş sağlığı diler.
20. İyiyi emreder, kötüden de alı koyar.
21. Din kardeşlerine öğüt verir.
22. Din kardeşlerine yardım eder elini uzatıp sıkıntılarını giderir.
23. Sözünde durur, ahde vefa gösterir.
24. Allah'ın kontrolünde olduğunu bildiği için gizli aşikâr bütün hallerinde ihlâsı ihmal etmez.
25. Harcamalarında iktisada dikkat edip, malını saçıp savurmaz, cimride davranmaz.
26. Kendinden iyiliği kesseler bile akrabasını ziyaret eder.
27. Ne öfke ne de hoşnutluk halinde aşırıya kaçmaz.
28. Kendisine zulmedeni bağışlar. Ver meyene de verir.
29. Sevdiğini Allah için sever, yerdiğini de Allah için yerer.
30. Susması fikir, konuşması zikir ve bakması ibret olur.
31. Aralarındaki sevgi samimiyet artırmak için din kardeşleri ile hediyeleşir.
32. İyi arkadaşlar seçer, kötülerden uzak durur.
33. Çok gülmez. Bilir ki çok gülmek kalbi öldürür
         
     (SIDDIK NACİ EREN - EVRAD-I ŞERİFİNDEN)Gülümseme
  

izlemenizi önemle rica ederim.. bir HAK düsmanının sonu

 

Namaz Vakti Bilgisayarın Karşısından Kalkamayanlar Icin

 

CEHENNEMiN YAPISI VE AZABI

 

ÖLÜM KIYAMET VE AHiRET (RUHUN BEDENDEN iLK CIKTIGI AN)

 
April 16

ASRI SAADETTE ÇOCUK OLMAK...

 

LATİFE HANIMI ATATÜRK MÜ ÇARŞAFA SOKTU?

 
 
 
yeni şafaktan alıntıdır Ahmet Almaz ilginç bir araştırmacı. Sabataistlere ait Bülbülderesi mezarlığına Türkiyede ilk giren ve dönmelere ait mezar taşlarını ilk inceleyen kişi O.

Fatih Sultan Mehmetin Yahudi asıllı hekimbaşı Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü ilk iddia eden de O.

Ahmet Almazla zaman zaman görüşüyoruz. Her görüşmemizde çarpıcı bir iddia ile gelir karşımıza. Geçen gün TV programı vesilesiyle bir araya geldik.

Yine ilginç bir iddiayı gündeme getirdi.

İddiası şu; "Latife Hanımı Atatürk çarşafa soktu!"

Ahmet Almaza göre, Latife Hanım Atatürkle tanışmadan önce Avrupada eğitim görmüş başı açık gezen biriydi. Hatta dönemin şartlarında dekolte sayılabilecek elbiseler giymekten hoşlanırdı.

Ta ki Mustafa Kemalle tanışana kadar.

11 Eylül 1922de, Türk ordusu İzmire girince, Başkomutan Mustafa Kemale İzmirin en güzel köşkü olan Uşakizade Ailesinin köşkünde kaldı. Ailesi yurtdışında olan Latife Hanım köşkte Babaannesiyle birlikte kalıyordu. M. Kemal 20 gün bu köşkte kaldı. Burada tanıştılar. Mustafa Kemal ile Latife Hanım 29 Ocak 1923te sade bir nikahla evlendiler.

Evlenmeden önce başı açık, dekolte sayılabilecek elbiseler giyen Latife Hanımın yerine nikahtan sonra çarşaflı ve kapalı fotoğraflarıyla yeni bir Latife Hanım geldi.

Çünkü Mustafa Kemal, Cumhurbaşkanlığı Köşkünde başı açık bir kadının olmasını doğru bulmuyordu.

Nitekim, M. Kemalle evli kaldığı sürece kapalı gezen Latife Hanım, Atatürkten boşandıktan bir süre sonra yeniden açılacaktır. Bu durum Ahmet Almazın iddiasını, yani Latife Hanımın, Atatürk istediği için kapandığı iddiasını kuvvetlendiriyor.

Ancak bu kadarla da sınırlı değil. Ahmet Almaza göre Mustafa Kemal, evlenmeyi düşündüğü Amerikalı bir gazeteciden de "kapanmasını!" istemişti. (Almaz bu konudaki ayrıntıları yakında çıkarmayı planladığı kitabına saklıyor. Ancak muhtemelen bu yabancı gazeteci Kurtuluş Savaşını izlemek üzere Türkiyeye gelen Evelyn Anderson Barretdi.)

İddia ilginç. Hele bugünlerde yaşadığımız başörtüsü tartışmalarıyla birlikte daha da ilginçleşiyor.

O zaman buradan çıkaracağımız ders şu;

Sağcılar, solcular, liberaller, kapitalistler, hepimiz tarihi yeniden okumalıyız.

Ama en çok türban tartışmalarında ortalığı ayağa kaldıran Laikçiler ile Kemalistler okumalı./yeni şafak tan alıntıdır
 
 
March 13

KUTLU DOĞUM HAFTASI...

 

 

Kutlu Doğum Haftası’nda neler yapabiliriz?

İnsanlığı içinde bulunduğu karanlık dünyadan kurtarmak, onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya teşriflerinin kutlanıldığı Kutlu Doğum Haftası’na ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bugünleri nasıl değerlendirelim, neler yapalım diyorsanız size şu tavsiyelerde bulunabiliriz:

* O’nun getirdiği mesaj bir huzur kaynağıdır. Bu huzur kaynağından istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdiği n?anımak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanıtan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarımızın kalıcı olması için de öğrendiğimiz bilgileri başta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz.

* Akşamları çocuklarımıza Efendimiz’in (sas) yaşadığı örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabıyla arasında geçen diyalogları hikaye tarzından anlatarak çocuklarımızın dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yoğunlaştırabiliriz.

* Nebiler Serveri’ni hayatını anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkıyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatından kesitler sunan veya O’nunla alakalı yazılan şiirlerin bulunduğu ses kasetlerini dinleyebiliriz.

* Yaşadığımız yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatırlatan ne varsa oraları ziyaret edip hayalen asr–ı saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanımıza çocuklarımızı da alabiliriz.

* Bir gül satın alarak yanında da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir, onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz.

* İki Cihan Serveri, “Beni H?akıa, Mürselat s?ri ihtiyarlattı.” (Tirmizi, Tefsir, 57) buyuruyor. Bu s?rde içerisinde kıyamet sahnelerinin resm edildiği ayetler, Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmıştı. Bizler de bu günlerde bu s?rin muhatabının kendimiz olduğunu düşünerek H?
Vakıa ve Mürselat s?rini okuyabiliriz.

* Allah, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andığımız zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu İlahi emir doğrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasıl salavat getirelim?” diyorsanız işte size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma flmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihiadedi ilmike ve biadedi ma’l?p;acirc;tike. [via]

Salât-ı Tefriciye

Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezenhallü bihmp;#8217;l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–reğâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–ğamâmu bivechihi’l–ker ve alâ âlihi ve sahbihi fülli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’l?leke.

Meraklısna Linkler

Diyanet İşleri Başkanının Kutlu Doğum haftası ile ilgili yazısı: Din ve çağdaşlık,

Zaman Gazetesi Kutlu Doğum özel sayfaları, Kutlu doğum ile alakalı Cuma hutbesi, Hz . Peygamber (s.a.v.) ile alakalı bazı kitaplar, Hz. Peygamberin (s.a.v.) hayatı ile ilgili bilgiler.

Hz. Peygamber’e (s.a.v.) yazılmış Şiirler, Na’atlar.

Bir de ilginç link; TBMM de kutlu doğum haftasının kabulü ile ilgili tutanak.

Bu konu ile ilgili bu sitedeki bazı yazılar:

- O (s.a.v.), herkesin peygamberi
- Mutlu akşamlar, Kutlu geceler
- Seni ne çok özledik ey Nebiler Nebisi…

- Birinci Nükteli İşaret
  

February 09

dinimize, ülkemize sahip çıkalım...


 

'Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır. Şüphesiz ki Allah zâlimler gürûhunu hidayete erdirmez.' (Mâide: 51)

 

 

 

- 'Sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden aslâ hoşnut olmazlar.' Bakara

 

COCA COLA'NIN DEĞİŞİK YAHUDİ BÖLGELERİNDEKİ REKLAMI:....
Üstteki yazının tercümesi: (Were moving to a new location !!! = Artik yeni yerimize tasiniyoruz !!!)
Alttaki yazının tercümesi:'COCA COLA İÇ, ISRAEL'E DESTEK OL !!!!!'''




Biliyormuydunuz ?

Firma karının % 50 sini İsrail Ordusuna aktarıldığını...

Dünyada en çok coca cola sevenlerin müslümanlar olduğunu

Belçika da Sağlık Bakanı Luc Van Den Bossche'nin Coca-cola 'nın
şişe veya kutulardaki tüm ürünlerinin piyasadan çekilmesini emrettiğini...

Ve Bakanlığın, Coca-Cola ürünlerini içen kişilerde ciddi zehirlenmeler görüldüğünü belirterek, Coca-Cola' nın içinde kandaki alyuvarların erimesine neden ve kansızlığa yol açan 'hemolyse' maddesinin bulunduğunu açıkladığını...



 

 


Şimdi bu yazıyı hat sanatı gözlükleriyle seyredelim:


'La Muhammed La Mekka'

'Muhammed ve Mekke yok olsun'


 

 

 

'İnsanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun.' (Mâide: 82)


 

 

'Allah katında din İslâm'dır.' (Âl-i imrân: 19)

'Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin.' (Mümtehine: 1)

 

 'Şüphesiz ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.' (Nisâ: 101)
'Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.' (Bakara: 217)

KATLİAM HATIRASI!  
 


 

 



 


February 07

tesettür, moda ve İslam daki kılık kıyafeT

İletişimin alabildiğine önem taşıdığı ve özellikle hızlı iletişimin çok yaygın olduğu çağımızda, insanlar artık hergün evlerine giren gazete, dergi, televizyon ya da radyo gibi medya araçları sayesinde ister istemez ortak bir gündem takip etmek zorunda kalıyorlar. Ortaya çıkan her bilgi ve atılan her fikir, kolayca ve kısa sürede çok geniş bir kitleye ulaşabiliyor.

Kılık-kıyafet modası da çok geniş kitlelere hitab edebilen bu iletişim araçlarıyla tüm dünyaya çok kısa sürelerde yayılabilen bir konudur. Ancak Müslüman kadının iletişim araçlarıyla kendisine ulaşan modayı farklı yönlerden değerlendirmesi ve ancak kendi uygun gördüğü kadarına rağbet etmesi uygun olur. Zira Müslüman kadın, kendi modasını kendisi tesbit etmeli, böylece de dünyayı etkisi altına alan herhangi bir akıma ya da kalıba bağlı kalarak kendini sınırlamamalıdır. Modayı, "göze estetik ve güzel gelen herşey" diye tanımlarsa, mümin kadın aklı ve estetik anlayışı ile giyim tarzını rahatlıkla kendisi ayarlayabilir.

Üstelik Müslüman kadının moda anlayışı, Kur'an-ı Kerim'in koyduğu sınırları korumak kaydıyla özgürdür. Seçilen kıyafetlerin mevsimine uygun, kendi arasında renk ahengi taşıyan şekilde olması oldukça önemli bir konudur. Sağlık koşullarının gözönünde bulundurulması da başlı başına üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu önemli faktörlerin dışında Müslüman kadın dilediği şekilde giyinmekte özgürdür.

Tesettür, Müslüman kadını diğer kadınlardan ayıran en belirgin özelliktir. Bu yüzdendir ki, mümin kadın diğer ibadetleri gibi tesettür konusunda da büyük bir titizlik göstererek, Allah (c.c.)'ın koyduğu sınırları zevkle ve şevkle korur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in indirildiği ilk dönemlerde mümin kadınlar için tesettür çok önemli bir unsur olmuş, onların müşrikler ve inkarcılardan tamamıyla ayrılarak tanınmalarına vesile olmuştur. İslâm'ın onlara tanıdığı özgürlüğü vurgulamaları, dışarda eziyet görmemeleri ve iffetlerini korumaları için dış elbiselerini üstlerine almaları emredilmiştir. Ahzab Sûresi'nin 59'uncu âyetinde mümin kadınların nasıl tesettüre girecekleri ve örtünmenin sınırları Cenab-ı Allah tarafından belirtilmiştir.

"Ey peygamber eşlerine ve kadınlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle: onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur..." (Ahzab Sûresi, 59)

Ayet-i kerimede de açıkça ifade edildiği gibi "dış elbise" kadının evden dışarı çıkarken giydiği bir kıyafettir. Bu giyim şekli, dışarıda "özgür ve iffetli" bilinmesi, eziyet görmemesi için Allah-u Teâlâ'nın koyduğu bir tedbirdir. Bunun için tesettüre dikkat etmek ve bu konuda Cenab-ı Allah'ın koyduğu sınırları titizlikle korumak çok önemlidir. Çünkü bir ibadet ve ecir kaynağı olmanın yanısıra, Allah-u Teâlâ mümin kadınların "özgür ve iffetli" tanınmalarını, kıyafetlerine gösterdikleri titizliğe bağlamıştır. Bu şekilde mümin kadınlara karşı herkesin kalbinde doğal bir saygı oluşmaktadır. Böylece hem mümin kadın özgür ve iffetli olmanın şerefini taşır ve ecrini alır, hem de ibadetini tam olarak yerine getirmiş ve Allah-u Teâlâ tarafından konulmuş olan sınırlarla korunmuş olur.

Kur'an-ı Kerim'in bir başka ayetinde de mümin kadınlara tesettür şu şekilde açıklanmıştır:

"Mümin kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçınsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar..." (Nur Sûresi, 31)

Tesettür, mümin kadına asalet, saygı ve onur getirir. Hayatına Kur'an-ı Kerim'in koyduğu sınırlar çerçevesinde yön veren mümin kadın, elbette ki Allah'ın kendisine indirdiği dini yaşamakla yükümlüdür. Bu yüzden de Kur'an-ı Kerim'in nüzul edildiği dönemden bu yana mümin kadınlar, tesettür ibadetlerini titizlikle uygulamaktadırlar. Tesettür konusunda farklı zamanlarda ve farklı mekanlarda baskı gören müslüman kadınlar, Allah (c.c.)'ın emrettiği bu ibadetten kesinlikle taviz vermemişlerdir. İnkârcıların bütün çabaları sonuçsuz kalmış, müminleri yollarından hiçbir şekilde alıkoyamamışlardır.

Müslümanın asıl görevi; hayatı boyunca Allah'ı razı etmek ve ona yakınlaşmak için yol aramaktır. Allah (c.c.)'ın dinini tebliğ ve temsil etmek ise, bu yolların en önemlilerinden biridir. Müminler, Cenab-ı Allah'ın emrettiği ahlâkı yalnızca kendilerini korumakla kalmayıp, onu çevrelerine de tebliğ ederek yaygınlaşmasını sağlamakla yükümlüdürler. Bilindiği gibi lisan-ı hal, lisan-ı kaldan daha tesirli ve kuvvetlidir. Çevrelerindeki insanların İslâm ahlâkını anlayabilmeleri, müminlerin yaşadıkları ahlâkı yalnızca sözle değil kendi halleriyle de dışarıya yansıtması çok önemlidir. Müslüman kadına düşen görev, konuşmasından tavırlarına, şahsiyetinden dış görünüşüne kadar her yönüyle İslâm dinine, en güzel şekilde hizmet etmektir. Mümin kadın cahiliyeye, dinin güzelliğini ve güzel ahlâkı anlatırken, kendisinde de bu üstün özelliklerin bulunduğunun farkedilmesi gerekir. Bu şekilde insanların üzerinde bırakılan etki kuşkusuz büyük olacaktır.

O halde, tüm dünyaya her konuda örnek olmaya talip olmuş mümin kadın için de şık giyinmek, estetik ve uyuma dikkat etmek konusu gündeme gelmektedir. Bu yüzden kılık-kıyafet âdâbını çok teferruatlı bilmek ve uygulamak gerekir. Özellikle tebliğ sorumluluğunu üstlenmiş kişilerin bu konuda son derece titiz davranmaları gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki, İslâm sanat ve estetiğe de önem veren bir dindir. Kur'an-ı Kerim'de bir çok ayette cennet tasvirleri yapılırken, oradaki güzellik, sanat ve estetik çarpıcı bir biçimde vurgulanmıştır.

Tüm bunların yanısıra tesettürün tekdüze, yalnızca şekil ve renkten ibaret olarak algılanıp uygulanması da yanlıştır. Tarih boyunca, zaman ve topluma göre değişen çeşitli zevklerin, o toplumların kıyafetlerine yansıması çok doğaldır. Pek çok farklı model ve renk seneden seneye moda olabilmekte ve insanlar tarafından beğenilmektedir. Müminlerin kıyafetlerinde asıl olan ise, daha önce de belirtildiği gibi, Allah-u Teâlâ'nın sınırlarının titizlikle korunmasıdır. Bu konuda Allah (c.c.)'ın sınırlarına gereken dikkat gösterildikten sonra, pekçok farklı renk ve şekilde giyim şekli bulunabilir. Müminler, gösterdikleri güzel ahlâka karşılık cennette herşeyin en güzeline layık oldukları gibi, bu dünyada da üzerlerinde taşıdıkları iffet ve şerefle herşeyin en iyisini yapmakta asıl hak sahibi olan kimselerdir.

Kur'an-ı Kerim'de Allah (c.c.)'ın sınırlarını koruyan, iffetine dikkat eden kadınların, ahirette daha güzeliyle ödüllendireleceği ifade edilmektedir. Ayetlerde mümin kadına birer nimet ve ödül olarak cennette ağır atlastan işlenmiş elbiseler, ipekler, inci ve altın ve gümüş ziynetlerden bahsedilmektedir. Cenab,ı Allah cennetteki bu nimetleri yalnızca mümin kadına vaadetmektedir.

Cahiliye kurallarının yaşandığı bir toplumda ise bugün kadın, asıl olması gerektiğinden daha farklı bir pozisyonda karşımızdadır. Her türlü maneviyatsızlık, hissiyatsızlığın içinde kadın, topluma ayak uydurarak yoz bir ahlâk içerisine girmiştir. Her türlü iffetsizliği, açık-saçıklığı kendine kâr bilen cahiliye kadınları manen zarara uğradıkları gibi, maddî zarara da uğrarlar. Böyle bir ahlâk anlayışı içinde olan bir toplumda ise şüphesiz ki, kadın gün geçtikçe saygınlığını kaybedecektir.

Bu yüzdendir ki, Cenab-ı Allah'a bize iman nasip ettiği için çok şükretmeli, bizi hidayete erdirip İslâm ahlâkını bize yaşattığı için çokça hamd etmeliyiz.

Gülay Pınarbaşı
Kadın Aile Dergisi

 

 


February 03

oy verelim lütfen

 
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=52154&cat=230&dt=2008/01/21

YUKARIDAKİ ADRESTE TÜRBAN OYLAMASI YAPILIYOR.HABERTÜRK BUNU TÜRKİYENİN KARARI OLARAK DUYURUYOR.MADEM ÖYLE KENDİ DENİZLERİNDE BOĞALIM ONLARI... SAĞDUYUMUZLA BU OYLAMAYA KATILALIM VE ETRAFIMIZA DA DUYURALIM...
February 02

40 HADİS...

 
1

اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ  قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ         

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.

 2

اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

İslâm, güzel ahlâktır. 

Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.

 3

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

 4

يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

 5

إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ:

إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.

 6

اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

Tirmizî, İlm, 14.

 7

لاَ يُلْدَغُ  اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

Mümin, bir  delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.

 8

اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

Tirmizî, Birr, 55.

 9

إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi  sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.

 10

اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.

 11

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

 Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.

 12

عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ

بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.

 13

لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ

Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.

 14

لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.

 15

اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.  Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n  kusurunu) örter.

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.

 16

لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.

 17

اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.

 18

لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.

Buhârî, Edeb, 57, 58.

 19

إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.             

Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.

 20

لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ

(Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.

Tirmizî, Birr, 58.

 21

تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ

(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.

Tirmizî, Birr, 36.

 22

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;

Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.

 23

رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ

Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır.

Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.

Tirmizî, Birr, 3.

 24

ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ:

دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:

Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.

İbn Mâce, Dua, 11.

 25

مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ

Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir

hediye veremez.

Tirmizî, Birr, 33.

 26

  خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ

Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.

Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.

 27

لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا

Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı

göstermeyen bizden değildir.

Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.

 28

كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى

Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.

Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.

 29

اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ  الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ

(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.

Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.

 30

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ

Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.

Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.

 31

مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ

Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;

ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.

Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.

 32

اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ

Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden

veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle

geçiren kimse gibidir.

Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;

Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.

 33

كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

Her insan hata eder.

Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.

 34

عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ  إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ

Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir  darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.

                  Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.

 35

مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا

Bizi aldatan bizden değildir.

Müslim, Îmân, 164.

 36

لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) 

cennete giremezler.

Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.

 37

أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ  عَرَقُهُ

İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.

İbn Mâce, Ruhûn, 4.

 38

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ

طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.

 39

إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ

 وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.

 40

اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ

Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.

Tirmizî, Cum’a, 80.

 
February 01

cuma gununun faziletleri...

9 . EY IMAN EDENLER! CUMA GÜNÜ NAMAZ ICIN CAGRI YAPLILDIGI ZAMAN ,HEMEN ALLAH ´IN ZIKRINE KOSUN VE
ALISVERISI BIRAKIN. EGER BILIRSENIZ BU, SIZIN ICIN DAHA HAYIRLIDIR.

10 . NAMAZ KILININCA ARTIK YER YÜZÜNE DAGILIN VE ALLAH ´ IN LÜTFUNDAN NASIBINIZI ARAYIN. ALLAH ´I
COK ZIKREDIN KI KURTULUSA ERESINIZ.    
   (CUMA SURESI 9 - 10)

 

Cuma günü, büyük bir gündür; Allah Teala, İslamı ve müslümanları onunla şereflendirmiştir. Allah Resulu (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Üzerinde güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. O gün Adem (a.s.) yaratılmış, o gün cennete sokulmuş, o gün yere indirilmiş, o gün tevbesi kabul edilmiş, o gün ölmüştür. O gün kıyamet kopar ve o gün cennettekilerin Allah Teala'yı anma günüdür."(Müslim)

"Cuma günü daha önceki kitap ehlinede verilmişti. Fakat onlar, onu kabul edip etmeme konusunda ihtilaf edince, o gün kendilerinden alındı. Ondan sonra bize verildi ve bizim için bayram günü yapıldı."

"Cuma günü veya gecesinde ölen müminlere şehid sevabı verilir ve bunlar kabir fitnesinden korunurlar."

Ka'b El Ahbar şöyle demiştir:"Allah Teala, şehirlerden Mekke'yi, aylardan Ramazan ayını, günlerden Cuma'yı, gecelerden de Kadir'i üstün kılmıştır."




Image and video hosting by TinyPic

 


January 31

İ-M-A-N

 İMAN dört direk üstünde durur: Sabır, yakiyn, adalet, cihad.

Sabır dört kısımdır: özlem, korku, çekinmek, tetikte durmak.
Cenneti özleyen dileklerden vazgeçer.
Cehennemden korkan haramlardan çekinir.
Dünyada çekinen kişi, dünya musîbetlerini hiçe sayar.
Ölüme karşı tetik duransa, hayırlı işlere koşar.

Yakiyn
de dört kısımdır: Akıllılık, hikmeti yormak, geçmişten öğüt almak, geçenlerin yolunu yordamını izlemek.
Akıllilıkta gözü açık olana hikmet aydınlanır.
Hikmeti apaydm gören. ibret alır.
îbret alansa geçmişlerdenmiş gibi hareket eder.
Dünyaya da aldanmaz.

Adalet de dört kısmıdır: Anlayışta derine dalmak, bilgide derin olmak, ayd
ın hükümle karara varmak, hilimde direnmek.
Kim anlayış sahibi olursa, ilmin dibine dalar;
kim ilmin dibine dalarsa hükümde yol yordam neyse elde eder;
hilim sahibi olansa yaptığı işte ileri gitmez, insanlar arasında tertemiz yaşar.


Cihad (Allah yolunda Savaş) da dört kısımdır: Doğruyu buyurmak, kötülüğü nehyetmek. Gerçek işlerde doğru olmak, gerçeğe uymayanlara düşmanlık gütmek.
Doğruyu buyuran kişi
, inananların bellerini doğrultur.
Kötülüğü nehyeden (yasaklayan), münafıkların burunlarını kırar;
gerçek işlerde doğru hareket eden, kendisine gereken şeyi yapar;
kötülere, gerçeğe uymayanlara düşman olan, Allah için kızan kişiyse öyle bir hale erer ki,
Allah onun yüzünden onun düşmanlarına kızar ve kıyamet gününde onu razı eder...

İMAN gönülle tanımak, dille ikrar etmek (söylemek), azalar ile de kullukta bulunmaktır.
İMANINALAMETİ
,
yalan sana fayda verecek olsa bile gerçegi seçmen,
sözünü bilginden fazla söylememen,
başkalarının sözlerinde de Allah'tan korkman, çekinmendir.

Image and video hosting by TinyPic


January 30

BESMELE

       

y1p_NvjxkcKAXh1rb0zCs5t1Ltn3kK4Sp5YmXUZkIpmO-jmaSjoUwKT1_pMrdQirEqedDAL6lhrvy8
 
Bişrî Hâfî yol kesici bir kimse olup yanında bir takım güzel sesli hafızları gezdirirmiş. Gittiği şehirlerde o hafızlara Kur'an-ı Kerim okutur ve bütün insanları bir yere toplarmış. İnsanlar Kur'an dinlemek için toplandığı ve herkesin aşk ve şevkle dinlemeye başladığı sırada, kendisi kalkıp şehirden dışarıya çıkar ve tenhada yakaladığı kimseleri soyarmış.

Bir gün yol üzerinde ve toz toprak içinde bir kâğıt bulur. Bakar ki kağıtta «Besmele-i Şerif» yazılıdır. Hemen alır, tozlarını temizler ve bir miktar da güzel kokular sürerek yüksekçe bir duvarın üzerine koyar.

O diyarda zühd ve takvası ile meşhur olan bir zat, o gece rüyasında üç defa Hak Celle ve Âlâ Hazretlerini görür ve Hak Teâlâ Hazretleri O'na hitaben:

- Ey kulum! Bişri Hâfî'ye git. O bizim ismimizi tazîmen kaldırdı, biz de O'nun ismini kaldırdık. O bizim ismimizi aziz etti, biz de O'nun ismini aziz ettik. O bizim ismimizi güzelleştirdi, biz de O'nun ismini güzel kıldık, böylece kendisine söyle, haberi olsun, buyurulur.

O zâhid de hemen Bişri Hâfî'nin evine giderek kapıyı çalar. Kapıyı bir cariye açar ve ne istediğini sorar. O da cariyeye şöyle sual eder:

- Bu evin sahibi, köle midir, âzadlı mıdır?

- Âzadlıdır.

- Âzadlı böyle mi olur?

Sonra cariye içeriye gider ve olanları haber verir. Bişri Hâfî de hemen yalın ayak ve başı açık olarak kapıya gelir ve:

- Ya Şeyh! Cariye hata etmiş. Bu evin sahibi, bütün insanların en âsi ve günahkâr olanıdır, der.

Bunun üzerine zâhid, rüyasını anlatır. O anda Bişri Hâfî'nin kalbine hidayet ve inayet yetişerek, şevk ve muhabbet dolar. Tam bir ihlas ile tevbe eder ve derhal mürşid aramaya çıkar. Çıkarken cariyesi:

- Ey efendi, biraz dur da başlığını getireyim.

- Hayır duramam. Zira Cenabı Hak, beni böylece davet etmiş, der ve öylece yola düşer. Ve nihayet bir mürşid-i kâmile bağlanarak, evliyanın büyükleri arasına katılır.

Tebsıra-i Evliya isimli kitabta pek çok kerametleri anlatılmıştır. Onlardan birisi de şudur:

Seyahati zamanında bir gemide giderken, gemi içinde büyük hâcegân ve tüccarlardan çok kimse olup, birisinin kıymetli bir mücevheri kaybolur. İçlerinde Bişri Hâfî'den başka eski elbiseli kimse olmadığından, O'nun aldığını ümid ederler. Ve sana daha güzel elbiseler vereceğiz diye soyup aramaya başladıkları zaman, Bişri Hâfî Hazretleri geminin kenarına gelerek: «Ey balıklar bir cevher getirin.» diye çağırır. Hemen bir çok balık ağızlarında cevherler olmak üzere geminin yanına gelirler.

Daha sonra hâcelere hitaben:

- Kaybolan cevheriniz kadar bunlardan alın, der. Onlar da bu hali görür ve cevherleri alarak, kendisinden özür dilerler.

Birisi de şudur:

Bişri Hâfî'nin dünyadan irtihaline kadar, ayaklarına pislik bulaşmasın diye, Bağdad'da hiç bir hayvan sokaklara bevl etmemiştir. Bir gün bir sipahinin atı bevl ettiği zaman, halk feryad ederek «Bişri Hâfî ya şehirden gitmiştir veya vefat etmiştir.» dediler. Evlerine gidip baktıkları zaman, hakikaten o irtihal etmişti.   (1)

 
January 29

''NİYE BEN!!!'' diyen herkes için



             
 O, yamaç tirmanisi yapmak isteyen genç bir kadindi. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tirmanisina katildi.
Tirmanacaklari yere vardiklarinda, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalik bir yamaç çikti karsilarina.
Tüm korkularina raGmen, azimliydi. Emniyet kemerini takti, ipi yakaladi ve kayanin dik yüzüne tirmanmaya basladi.

Bir süre tirmandiktan sonra, nefeslenebileceGi bir oyuk buldu. Orada asili dururken, gruptan yukarida ipi tutan kisi dalginliGa düserek ipi gevsetiverdi.

Aniden bosalan ip, hizla onun gözüne çarparak lensinin düsmesine neden oldu.

Lens çok küçüktü ve bulunmasi neredeyse imkansizdi. Lens, yamacin ortasinda bir yerlerde kalmisti ve artik bulanik görüyordu.
Ümitsizlik içinde lensini bulmasi için Allah'a dua edebilirdi yalnizca...

Ve içten içe düsünüp dua etmeye basladi. "Allah'im! Sen bu anda buradaki tüm daGlari görürsün.

Bu daGlar üzerindeki her bir tasi ve yapraGi bildiGin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et."

Patikalardan yürüyerek asaGi indiler. AsaGi indiklerinde, tirmanmak üzere oraya doGru gelen yeni bir grup gördüler. Içlerinden biri "Aranizda lens kaybeden var mi?" diye baGirdi.

Onun sonradan öGrendiGine göre, lensi bir karinca tasiyordu ve karinca yürüdükçe yavasça kayanin üzerinde hareket edip parlayan lens kizlarin dikkatini çekmisti.

Eve döndüklerinde lensini nasil bulduklarini babasina anlatacak ve bir karikatürcü olan babasi da aGziyla lens tasiyan bir karinca resmi çizerek karincanin üzerindeki baloncuGa sunlari yazacakti:

"Allah'im! Bu nesneyi neden tasidiGimi bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse tasiyamayacaGim kadar aGir. Ama istediGin sadece bunu tasimamsa, senin için tasiyacaGim..."

"BU YÜKÜ NIYE TAsIYORUM" demeyin...
            
January 25

:)

Image and video hosting by TinyPic
günün güzelliğine bakınızzzz.....  bugun dogum günümmm :))))
 
January 15

bir gün

Hadi oğlum, dersine çalışsana!" dedi, yalvaran gözlerle annesi... "Bir gün" dedi ve uyumasına devam etti çocuk.
Zaman su gibi akıp geçti. Bir-iki yıl hazırlık kursu aldıktan sonra üniversiteye girebildi. Bir gün fakülte arkadaşlarının; "Bizimle cumaya gelmeye ne dersin?" teklifine, "Siz gidin bir gün olur ben de giderim." diye kaçamak bir cevap verdi.

İkinci sınıfa geçemeden fakülteden atıldı, "Bir gün" olup da çalışmak nasip olmadığından... İşsiz güçsüz dolaşırken, bir arkadaşı elinden tutup onu bir işe yerleştirdi.

Gün geldi, evlendi, çocukları oldu. Arkadaşı; "Çocuklarına imandan, ahlaktan, kültürden bahsetsen, çok boş yetişiyorlar." dediğinde,"Daha küçükler, hele büyüsünler." dedi.

Çocuklar büyüyüp, sorular sormaya başlayınca, onlara geçiştirici cevaplar vermeye çalıştı, ama bilgisizliğini bir türlü gizleyemedi, içinde bir eziklik hissetti. Bildiği bir şey vardı, bilgisizliğini yenebilmesi için, kitap okumalıydı.

"İnsan neydi, niçin vardı?" Evvela bu mevzu ile alakalı kitapları taradı. Bulduğu kitap sayısı bir düzineyi geçmişti. Kasaya doğru ilerlerken, kitapların fiyatlarını şöyle bir hesapladı, olduğu yerde kaldı: "Şimdi param az, elime toplu para geçecek nasıl olsa, o zaman gelir alırım." diye tasarladı ve dönüp kitapları yerine bıraktı. Eline para geçti, ama kitapçıya uğramak aklına gelmedi...

Uzun bir aradan sonra işe giderken yolda sakat bir dilenci gördü, para vermek geldi içinden; "Neyse?", dedi, "Dönüşte de verebilirim."

İşine yaklaşırken bir sala sesi duydu, dikkat kesildi; meğer bir yakını vefat etmiş! İçine bir huzursuzluk çöktü, "Ya ölüm bir gün yakama yapışıverirse, zaten yaş da ilerlemekte..." diye düşündü. Kendi kendine, "Artık iç dünyama çeki düzen verme vakti gelmedi mi?" diye sordu. Cevabı, tereddütsüz "evet"ti ama işler de bu aralar hayli yoğundu, "Hele bir yaza varalım, tesislerin açılışını yapalım, düşünürüz." dedi yine, Allah'ın günleri bitmezdi ya!..

Bir iş dönüşü gecekonduların arasından geçerken, çileli yılları geldi aklına bir burukluk hissetti.

Hay Allah! Bu göz yaşları da neyin nesi? Duygu selinin tazyikine daha fazla dayanamayıp, gözlerden sızan yaşlar, çağlayan oluverdi. Dermanı kalmayınca, çömelerek ağlamasını sürdürdü.

Tarifsiz hislerle çatladı ruhu, gözlerini silerek; "Bunları kaleme al-malıyım!" diye mırıldandı. Yine "bir gün" dedi; "Gün gelir yazarım duygularımı..."

"Gün Olur Bin Aya Değer"di ama, bilmeliydi ki, o güne ulaşabilmek için, her günün kadrini bilip çabaları kilometre taşı yapmalıydı.

"Bir gün" sala sesiyle mahalle, sessizliğe büründü. Eş-dost, cenaze namazı için cami avlusunu doldurdu. İşe giderken, dikkatsiz bir şoförün kullandığı arabanın çarpmasıyla hayatını kaybeden "o adam"ın vefalı bir arkadaşı da, "er kişi"nin naşı önünde saf bağladı. Namaz boyunca, hep "bir gün" ile geçiştirilen günleri acı acı düşündü.

Cemaat dağılmaya başlayınca, tabutun başına geldi, imamın süzen bakışlarına rağmen elini tabutun üzerine koyarak şöyle fısıldadı: "Ah dostum! Bilmez miydin ki, bir gün olup da böyle bir güne varacağını?"

bir gencin tevbesi

Image and video hosting by TinyPic
Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip
" (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu.
Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
Oradakilere:
-Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca:
-Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler.
Musa aleyhisselâm:
-Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler.
Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti:
-Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o''Benim dostumdur.'' İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?
Allahü teâlâ:
(Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah'ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.


...ALINTIDIR...

sadakat dediğin böyle olmalı

Image and video hosting by TinyPic
Yasli bir bey, sabah erken evinden çikmis, yolda ilerlerken,
bir bisikletlinin kendisine çarpmasi ile yere yuvarlanmis ve hafif
yaralanmis. Sokaktan geçenler yasli beyi hemen en yakin saglik
birimineulastirmislar. Hemsireler, adamcagizin yarasina pansuman yapmislar,
ama"birazbeklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kirik veya çatlak
olup olmadigini inceleyeceklerini" söylemisler.

Yasli bey huzursuzlanmis,
"acelesi oldugunu ve röntgen çektirmek için beklemek istemedigini"
söylemis. Hemsireler merakla acelesinin sebebini sormus.
Adamcagiz da
"karim huzurevinde kaliyor her sabah onunla kahvalti etmeye
giderim, geç
kalmak istemiyorum" demis.

"Karinizin, siz gecikince merak edecegini düsünüyorsunuz herhalde"
demis
hemsire. Adam üzgün bir ifade ile

"ne yazik ki karim Alzheimer hastasi ve benim kim oldugumu
bilmiyor" demis.
Hemsireler hayretle

"madem sizin kim oldugunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvalti
yapmak
için
kosusturuyorsunuz" demisler.

Adam buruk bir sesle

"ama ben onun kim oldugunu biliyorum" demiş.....
 
January 12

ibretli sözler...

Dostunu severken ölçülü sev, günün birinde düşman olabilir.

Düşmanına da buğzunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir.

                                                 (Hadis-i Şerif / Tirmizi, Bırr 60 (1998)

 

 

İlim, öğrenilen değil, yaşanandır, yaşanmayan ilim,

geçmeyen para gibidir. Sahibine gerçekte faydası  olmaz.         

                                                       İmam-ı Şafii

 

Suretin Siretine Şahittir,

Başka şahit aramak zaiddir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma: Bilesin ki,

Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

Şeyh Edebali

 

Kibir, bele bağlanan taş gibidir,

onunla ne yüzülür ne de uçulur.

                                               Hacı Bayram-ı Veli

 

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik

ne vicdandır?

Fazilet hissi insanlarda

Allah korkusundandır.

M.Akif Ersoy

 

 
Photo 1 of 17
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!       emeğe saygı lütfen!!! Gülümseme
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
http://img6.imageshack.us/img6/1394/lafzatullah.jpg

Kendimize hiç sorduk mu acaba ? Yaşamın neresindeyim, imanımın neresindeyim,... ve dahi neresindeyimin neresindeyim. Belki ömrümüzün son demlerini yaşarken böylesine kendimize zaman ayırıp hesap görebildik mi ? Bunları öylesine unutmuşuz ki bir türlü fırsat bulamıyor, vakit ayıramıyoruz. Ötesi kendimizi, sevdiklerimizi, hayallerimizi, düşüncelerimizi de eklersek müthiş derecede zavallı duruma gelen bizler bu duruma daha ne kadar tahammül edebiliriz. Bunlar kesinlikle isyan değil. Üzüntümüzün, sıkıntımızın bir türlü kendimizi bulamamış olmanın buhranı, çevremizin, insanların, değer yargılarımızın dejenere olması, dostlukların, arkadaşlıkların menfaatlere kurban edilmiş olması ve düzeni çıkar, maddiyat olan zihniyet.


Herşeyimizi insan olarak maneviyatımızı, saflığımızı, temiz düşüncelerimizi, güvenimizi, sevgimizi, saygımızı en önemlisi takvamızı
[ imanımızı ] çalma uğraşı içindeler.

Tabiri caizse, pamuk ipliğine bağlı imanımızı güçlü, kuvvetli hale getirmek şöyle dursun; hergün belki sayısız günah işleyip tövbe - istiğfar etmeden, ar damarı çatlamışcasına, emr-i bil maruf'u bırakıp nehy-i anil münker'i terk ederek kısaca ALLAH'tan (c.c.) uzaklaşarak kendimizi nasıl bir ateşe attığımızı göremiyor muyuz?

Biz aramalıyız ihlasımızı, gönül ateşimizi,gönül zenginliğimizi, kalbimizin heyecanını bu öyle bir hasret ki; gönül gözü açık kalple muazzam bir tatlılık, zevk ve tarifi olmayan duygularımızın lezzetini bulmak, ulvi derecelere ulaşmak gerekiyor. Sabretmesini bilmiyor, devamlı hata yapıyoruz.

Yani hergün için yeni bir sayfa açıyor olmamızla beraber, birgün temiz, beyaz sayfaların biteceğini bilmeliyiz biliyoruz. İnsan bir boşluk ve amaçsızlık içinde hissedebilir kendini. Sanki şu ana kadar bahsedilenler de bir karamsarlık hissedilse de  esası hesapsız yaşamanın bir faturası sonunda ağır olabilir.

Bu yüzden dir ki gün bugün ise hesap bugünden görülmeli yapılan hatalardan bir ders almanın vakti geldide geçiyor. Zaman değerli su misali akıp gidiyor.
Şuurlanmalıyız. Rabbimizden hakkıyla korkmalıyız ibadet ve taatta bulunmalıyız.

İmanımızı kurtarmalıyız. Mevlamızın kulları olarak rahmetine yürüyebilmeliyiz. Rahmetini celbeedecek bir ömür yaşamalıyız. Huzur iklimine güzelliklere doğru yol almalıyız.

" Aşk'ı unutmuştuk, AŞIK olmalıyız BiZ. "

RıZa BeRKaN GÜLER

/21.05.2003


HAYIRLA KALIN

Her şey ama herşey gönlünüzce olsun. Tüm güzellikler sizi bulsun.

Allah yar ve yardımcınız olsun.

Hiçbir Emanetin Zayi olmadığı Yüceler Yücesi ALLAH'a emanetsiniz.
 
img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg

"Sevgi,saygı ve hürmetlerimle..."

http://img104.imageshack.us/img104/9335/allahrazolsunls0.jpg



Feb. 26

Yaşantımız ALLAH yolunda hayırlar ile dolsun. HAKKı bilelim HAKKı bildirelim.

HAKK düşsün gönüllere. Cuma günümüz dirilişimize vesile olsun. CUM'A mız mübarek dualarımız kabul olsun.YA RAB ! Kararmış kalbimize Aydınlık, Daralmış gönlümüze ferahlık, Sönmüş ruhumuza Nur, Donmuş cesedimize sürur, Hayatımıza lezzet, Mematımıza cennet ihsan eyle, Amin Amin Amin

Dualarda beraber olmak ümidiyle..

Allah'ım ! Nefislerimizin terbiyesinde bize yardımcı ol... Bizi doğru yoluna kavuştur. Allah'ım,kalplerimizi nurlandır, nurlandır ki, insanlar nurumuzdan istifade etsinler. Bize ünsiyet şarabından içir, içir ki susuzluğumuzdan eser kalmasın... Bize şükrü ilham et. Allah'ım ! Bizi yalancılıktan uzak eyle, ( amin )

Yâ Rabbî. Bize sarsılmaz bir imân, güzel bir ahlâk, şükredici bir kalp, sabredici beden, zikredici dil, kaza ve kaderine rıza gösteren hayırlı ömür, sâlih evlat, dünya ve ahirette güzellik ihsan et, ana ve babamızı da mağfiret eyle... Ya Rabbî... Kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, bütün enbiyanın, Ehl-i beytin, Eshab-ı kiramın ve bütün evliyay-ı kiramın sevgisini ve sevgisine kavuşturacak amel ve işleri nasip eyle... ( amin )

Rabbimiz! Güçsüzlüğümüzü ve Senin isteklerini yerine getirmedeki yeteneksizliğimizi
Sana şikayet ediyoruz. Üzüntümüzü ve tasamızı da yalnız Sana arz ediyoruz.
Özünün hakikati ve yüzünün nuru üzerine yemin ederiz ki, Sana duyduğumuz ihtiyaç,
Senin zenginliğine denk! Sana olan ihtiyacımız Senin büyüklüğün kadar...
Bildirdiğin ve gizlediğin tüm isimlerini ve Kur'an-ı Kerim'i, kalbimizin baharı, gönlümüzün nuru, sıkıntımızın ilacı yap. ( amin )




img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg

Feb. 13
muammerwrote:
ZAFER  İNANANLARINDIR.
 
HA FİLİSTİN AĞLIYOR ...HA BENİM ŞU YÜREĞİM
 
Ha Filistin ağlıyor ,ha benim şu yüreğim ,
Kilitlendi boğazım ,tutuldu el bileğim,
Elden bir şey gelmez ki ; bilmem nasıl edeyim,
Zalimleri gören yok ,nerelere gideyim ?
 
Kahret Allah'ım zulmü ,dinsin mazlumun ahı ,
Beladan kurtulmasın , zalimlerin başları.
 
Dünyayı inletiyor masumların sesleri,
Gazze ağıt diyarı , Gazze ölüm kafesi.
Dünya yumdu gözünü,yok vahşeti göresi
Taş olsun zalimlerin silah tutan elleri
 
Kahret Allah'ım zulmü , dinsin mazlumun ahı,
Beladan kurtulmasın zalimlerin başları ...
 
Görülmedi dünyada böyle zalim bir vahşet,
Kan kusuyor Gazze'ye kudurmuş azgın devlet ,
Mazlumu ezenlere dünya olmasın cennet
Yeryüzüne gelmedi böyle azgın bir millet ...
 
Kahret Allah'ım zulmü ,dinsin mazlumun ahı,
Beladan kurtulmasın ,zalimlerin başları...
 
Tanklara geçit vermiyor , küçük sapan taşları ,
Şehit düşen gençlerin , on üç , on dört yaşları,
Melekler taşımakta o nurlu ,pak naaşları ,
Hiç insanlık bilmiyor ,şeytanın yandaşları ...
 
Kahret Allah'ım zulmü ,dinsin mazlumun ahı ,
Beladan kurtulmasın ,zalimlerin başları...
 
Ey Allah'm ! Ebrehe'ye bildirmiştin haddini ,
Kahretmiştin Allah'ım zulmün yedi ceddini,
Korusun ebabiller  müslüman mabedini,
Ateşlerle kavrulsun zalimlerin yüreği...
 
Kahret Allah'ım zulmü,dinsin mazlumun ahı,
Beladan kurtulmasın zalimlerin başları...
                                        ALINTI
Jan. 16
Bir baba dua ediyor…………..


Bana öyle bir evlat nasip etki ALLAH’ım,


Zayıf
olduğu zamanları bilecek kadar güçlü, korktuğunu kendisine itiraf
edebilecek kadar cesur olsun; şerefli bir mağlubiyette mağrur ve dik
kalabilsin; zaferde ise mütevazı ve şefkatli olabilsin.

Bana öyle bir evlat nasip etki ALLAH’ım,

 

Yapması
gereken işler sadece birer arzu olarak kalmasın, seni tanıyan bir evlat
olsun ve kendini tanımanın bilginin temel taşı olduğunu bilsin .

Sana
yalvarırım ALLAH’ım, onu kolay ve rahat yollarda değil, güçlüklerle
savaşmanın zevkini duyacağı yollarda yürüt ki, fırtınalarda ayakta
kalmayı, ayakta kalamayanlar için de sevgi ve şefkat duymayı öğrensin.



Bana öyle bir evlat nasip etki ALLAH’ım,

Kalbi
temiz olsun, ümitleri yüksek… Öyle bir evlat olsun ki, başkalarına
hükmetmeden önce kendine hükmetmesi gerektiğini bilsin, öyle bir evlat
ki, geleceğe uzansın ama geçmişi unutmasın.

Ve bütün bunları ona
verdikten sonra, yine yalvarırım ALLAH’ım, ona gülebilme duygusunu ver
ki, daima ciddi olduğu halde kendisini fazla ciddiye almasın, ona
alçakgönüllülük ver ki daima gerçek büyüklüğün sadeliğini, gerçek
zekanın açık sözlülüğünü, gerçek gücün şefkat ve yumuşaklılığını
hatırlasın.
[/color
]
Dec. 11


Hamd olsun bu kutlu güne bizi kavuşturan, heba ettiğimiz ömrümüze sonsuzluk hükmünde kutlu anlar saklayan RAHMAN'a...

Hazan solukladığımız şu günlerde bahar muştularıyla selam verdi şems kainata. ve kainat bir kez daha nura boyandı Cumanın kollarında...

O'na (c.c) yönelmenin saadetini tüm benliğimizin hissetmesi duasıyla...

  Hayırla kalın.

Her şey ama herşey gönlünüzce olsun. Tüm güzellikler sizi bulsun.

Allah yar ve yardımcınız olsun.

Hiçbir Emanetin Zayi olmadığı Yüceler Yücesi ALLAH'a emanetsiniz.
 
img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg


"Sevgi,saygı ve hürmetlerimle..."
Nov. 28

Katre olup umman gibi coşmak,
zerre olup küre-i arzı sarmak,
günleri an hesabıyla yaşamak,
buradayken orada olmak ve O'nu yaşamak için...

Cumamız, İslam'ın güneşi kadar aydın, bir Mü'minin tebessümü kadar tatlı
Muhammed-ül Emin'i (sav) hatırlatan Gül kadar güzel, çocuklar kadar neşeli ve Rabbimin yaratmış olduğu kainatın tüm güzellikleri ile beraber olsun ve geçsin inşaAllah..



Allah'ın Selam ve Rahmeti Mağfiret ve hidayeti Lütfu Keremi inayeti ve ihsanı üzerinize olsun.

Vakti Şerif CuMa'dır hayr olsun. Gününüz Aydın olsun.

Yüzünüzden tebessüm, yüreğinizden muhabbet, dilinizden zikir ,hanenizden huzur eksik olmasın......

Dua ile Muhabbetle kalın.....

Nov. 7
Bağdat'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın biri:
- Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.
Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına uzattı. "Ver şu adama" dedi. Kızcağız ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala.
Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikazı durdurdu onu:
- Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?
Geriye bakıp eliyle işaret etti:
- İşte şu evden.
Adam kızgın şekilde salladı başını:
- Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru ilerledi.
Kapıyı açar açmaz da sordu:
- Kim verdi ekmeği hamala?
Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya kızına acır, bir şey yapmaz diye düşünmüştü. Halbuki adamın şükürsüzlük ve cimrilik içine işlemişti. Elindeki sopayı hızla havaya kaldırdı, kızının ekmek veren eline öyle bir indirdi ki bilek zedelenip burkuldu, el çarpık kaldı. Söyleniyordu kendi kendine:
- Ben herkese ekmek versem bu evde ekmek kalır mı? diye.
Halbuki nimet şükür isterdi. Şükürsüzlük nimetin gitmesine sebepti. Nitekim bu şükürsüzlüğün akibeti de öyle olacaktı. Olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri bozuldu, çarşının en işlek yerindeki dükkanını satması da onun bozulan işlerini. Bir ara o hale geldi ki, evine ekmek alamaz duruma bile düştü. Nitekim bir akşam eve gelmiş, kızcağızına da acı sözü söylemişti;
- Artık benden ümidinizi kesin. Çünkü bu akşam ekmek alacak kadar da olsa elime para geçmedi. Çarşıya in, ekmek parası iste.
Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları dükkanın karşısına geçerek bir tanıdık görürüm diye beklemeye başlamıştı. Kendisini gören dükkandaki adam hemen yanına gelerek:
- Sen masum birine benziyorsun, ne bekliyorsun burada? diye sormuştu. O da anlatmıştı gerçek durumu:
- Ekmek alacak paramız kalmadı, bir tanıdıktan ekmek parası istemek üzere bekliyorum burada.
Hemen elini cebine attı adam. Hatırı sayılır bir miktar parayı uzatarak "Al" dedi. "Bununla istediğin kadar ekmek alabilirsin. Ben de nimetin şükrünü eda etmiş olurum böylece."
Kızcağız elinin birini arkasına saklamış, ötekiyle parayı alırken adamın dikkatin çekti bu saklayış;
- Elinde bir yara bere varsa tedavi ettireyim, niçin saklıyorsun? Allah bana nimet verdi, şükrünü eda etmek için iyilik yapmam gerek, dedi.
Kızcağız önce açıklamak istememişse de adamın ısrarı üzerine anlattı elinin durumunu:
- Ben bir yoksula ekmek vermiştim. Babam yolda rastlayıp sormuş, o da evi gösterip 'İşte oradan aldım' demiş, bizi haber vermiş. Babam eve gelince elindeki sopayla ekmek veren elime öylesine bir darbe indirdi ki, elim böylece çarpık kaldı. Göstermekten utanır oldum. Bu yüzden de evde kaldım.
Bu açıklamayı dinleyen adam bağırmaya başlar:
- Komşular! Çabuk buraya gelin, ben hayalimdeki altın kalpli kızı buldum, hayat arkadaşım işte karşımda, siz de şahit olun... diyerek başlar anlatmaya:
- Ekmeği isteyen fakir bendim. Ben o gün bir hamaldım. Demek ki elinin çarpık kalmasına ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım hem de seni bu halinle baş başa bırakayım. Buna Allah razı olmaz. Seni görünce içimden bir sevgi selinin koptuğunu anladım, bana ekmek veren kıza ne kadar da benziyor diye düşünmüştüm. Yanılmamışım. Baban şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını elinden alıp bana nasip eyledi. Şimdi ise imtihan sırası bana geldi, ben de aynı şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi gel, nikahımızı yaptırıp birlikte babanı sıkıntıdan kurtaralım.
Yola koyulurlar, ekmek veren eli sakatlayan şükürsüz babaya doğru...
"Şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz elinizden alır şükredene veririm. Şükürsüze de azabım şiddetli olur..."
Nov. 2
ÇAĞRIwrote:
3 BOYKOT (2)
Nov. 1
Oct. 31




Allah'ın selamı mağfireti bereketi nuru hidayeti sevgisi sizin ve tüm müslüman kardeşlerimizin üzerine olsun.

Gününüz aydın huzurlu mutlu cıvıl cıvıl olsun. CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN.

Rabbim bu güzel günün manevi huzurunu üzerimizden eksik etmesin kardeşlerim dua edelim inşallah.

Tüm müslüman kardeşlerimize inşallah.bizler ne kadar dua ederse müslüman kardeşlerimize bir melek amin diyor aynı yapılan dualar senin üzerine olsun onun icin dularımızı bu düşünceyle yapalım insallah.


Oct. 24


Mücrimiz, geldik dayandık kapına YA RAB..

Biliriz ne denli bir bataklık sarmış benliğimizi, bir buz çölünde ilerliyoruz, ne yol belli ne akibet.

Allah'ım; İstikametini şaşırmış bu mücrim kullarına merhamet et... Korku var elbet yüreğimizde; lakin rahmetinin umudu daha da yükseklerde... gazabın hak, ancak rahmetin daha da yükseklerde... Ey dulara icabet eden , EL AFUV olan adının hürmetine bağışla bizleri...sen affetmeyi seversin, kasem olsun sen annemizden de şefkatlisin. Allah'ım; bizleri efendimizin (S.A.V)'in ahlakıyla ahlaklandır, Kur'anı hakiminin izzetiyle şereflendir. Mücrim de olsak, günaha da batsak gidecek başka yol yok... Dua tek ehemmiyetimiz, affına mazhar kıl bizi RABBİİİM...
bu sitede duasını dillendiren ve birbirine dua eden kullarına rahmetinle, ihsanınla muamele eyle... Duaları işiten ve icabet eden Rabbim... Dualarımızı efendimiz ve ashabının hatırına kabul eyle...

Cümlemizin cumasında dualarımız kabul olsun.

Myspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter Graphics     Myspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter Graphics
Oct. 17
ahmed akwrote:

http://www.sitem.gen.tr/wp-content/uploads/2006/08/gul_36.jpg

Parmak uçlarından ötesi...
Parmak uçlarını görüyorsun önce. Gördüğünden habersizsin. Görür olduğunu bilmiyorsun. Sadece görüyorsun. Görür ve görünür halde buluyorsun kendini. "Önce" gördüğünü bile bilmeden görüyorsun. "Sonra"lardan haberin yok... İlk hareketin oldukça basit ve sessiz: Başparmağını işaret parmağına değdiriyorsun. Dokunma duyusuyla tanışmak üzeresin. İlk kez dokunuyorsun. Parmak uçlarında buluyorsun varlığını. Parmağının parmağına değmesi için kalbinin tıkır tıkır çalıştırıldığını bilmiyorsun henüz. Farkında değilsin ama parmak ucun dokunabilsin diye, parmak ucun dokunulabilir olsun diye kılcal damarlarında adlarını ezberleyemeyeceğin, sayılarını hesap edemeyeceğin, gözünle göremeyeceğin, hızlarına yetişemeyeceğin kan hücreleri dolaşıyor. Parmağının parmağına değmesine izin veriliyor. İzin verildiğinin bile farkında değilsin. Harekete niyetlenir niyetlenmez alıyorsun izni. Hiç bekletilmiyorsun eşikte. Dilediğini dilediğince yapıyorsun. Parmağın parmağına bitişiveriyor hemen. Sayısız kere ve sancısız. Zahmetsizce ve hiç bedelsiz. Adını bilmediğin eklemlerin hiç itirazsız söz dinliyor. Hiç görmediğin incecik kasların teninin altında kasılıp gevşiyor. Parmağını parmağına bitiştiriyorsun sinirlerinden geçen sayısız ve sessiz, hızlı ve hikmetli mesajlar sayesinde. Şaşırman gerektiği halde şaşırmıyorsun. Olsun. Şaşırmamana da şaşırmalı. Nasılsa her şey bildik ve tanıdık geliyor sana. İki parmağının devamında alışık olduğun avucunu buluyorsun. Her zamanki avuçların. Hem sağda hem solda. Avuçlarından geriye doğru uzanıyor kolun. Hem sağdan hem soldan. Gövdeni buluyorsun omuz başlarının altında. İnip kalkıyor göğsün. Nefes alıp verdiğini fark ediyorsun. Ayakuçlarına kadar uzanıyor gövden. Ağırlığını ilk defa tartıyorsun tabanlarında. Üzerine bastığın toprağı fark ediyorsun birden. Az sonra öğreneceksin ki, kocaman bir dünya dolduruyor toprak zeminin altını. Sen yürüyesin diye taşları pişiren ateşler yakılıyor dünyanın göğsünde. Sen ne üşümeyesin ve kavrulmayasın diye belli bir uzaklıkta tutuluyor yer küresi. Farkında değilsin henüz. Farkında olsan da, unutmaya hazırsın hemencecik. Yollar buluyorsun ayaklarının önünde. Senden önce hazırlanmış, senden önce yürünmüş yollar. Patika. Asfalt. Uzun. Kısa. Dar. Geniş. Yürüyebiliyorsun. Hiç ummamıştın bu kadarını. Adımlarına eşlik ediyor çiçekler, kelebekler, kuşlar, kokular. Sürpriz gölgelerle karşılaşıyorsun yol üstünde. Kaldırıp başını ağaçlarla tanışıyorsun. Önüne uzatıyorlar dallarını. Kulağına hışırtılarını dokunduruyorlar. Serinlik okşuyor yüzünü. Meltem dokunuşunu hiç beklemiyordun. Esintiyle ferahlamayı zevklerin arasında bilmezdin. Bu da varmış meğer! Rüzgâr değiyor alnına. Az ötede denizi buluyorsun. Mavi. Sessiz. Derin. Martı çığlıkları. Dalga çağıltıları. Köpük köpük sevinçler. Maviden yeni bir maviye açılıyor gözlerin. Gökler uzanıyor ufkun ötesinde. Ak bulutlar. Yağmurdan haberin yok daha. Yağabilecek yağmurları beklemenin lezzeti mutluluk envanterinde yerini almamış henüz. Saçlarını ıslatacak, yanağını okşayacak çiselerin sevinci bekliyor seni. Sağanak yağmur şıpırtıları, rüzgârda yaprak hışırtıları, yağmur sonrası toprak kokuları, böğürtlen tadı, yeşillikler içinde yaban çileği bulmalar henüz menüde görünmüyorlar. Seni bekliyorlar. Güneşi buluyorsun ötelerde. Ardında sürpriz olarak yıldızları sakladığını henüz bilmiyorsun. Hiç beklemiyordun buncasını. Güneş bile yeterdi sana.
İki parmağının arasına dönüyorsun tekrar. İzinle bitiştirdiğin parmakların arasında bir kâğıt parçası buluyorsun. Bir gazete okuduğunu fark ediyorsun birden. Bir makale. Senin için yazılmış. Sen seni hatırlayasın diye beyaz sayfalar üzerine döşenmiş kara mürekkep lekelerine değdiğini görüyorsun göz bebeklerinin. Hep bildiğin gibi. Hep alıştığın gibi. Hiç olağanüstü bilmediğin bir işte buluyorsun kendini. Okuyorsun. Hatırlıyorsun. Unuttuğunu hatırlıyorsun şimdi.O muzlarının üzerinde bir baş taşıdığını. Görebildiğini. Göz kapaklarını açar açmaz renklerin, biçimlerin, tonların, sevdik tanıdık yüzlerin kolayca görünür kılındığını fark ediyorsun. Onların da sana görünür olması için kalplerinin çalıştırıldığını, kan damarlarında sayısız hücrenin, hesaba gelmez hızlarda koşturulduğunu hatırlıyorsun. İzinle görüyor gözlerin. İzinle görünüyor gözbebeklerinin sevincinde kendini bulduğun sevdiklerin. Yüzünün onlar için sevimli tanıdık kılındığını yeniden fark ediyorsun. Yüzünün hiç kimseye benzemeyecek kadar biricik olduğunu hemen şimdi hatırlıyorsun. Var edenin sana yüzünün her kıvrımında, parmak uçlarındaki izlerde “bi’tanemsin” dediğini şimdi anlıyorsun.
Bir yazı okuyorsun. Okuyabilir olduğunu fark ediyorsun. Okuyabilir olmana hayret ediyorsun. Anlayabilecek biri olmak yoktu hesaplarında. Anlıyorsun. Şaşırıyorsun. Varlığına, insan kılındığına, akıl sahibi edildiğine, iman edebildiğine hayret ediyorsun.
İzinle bitiştirdiğin işaret ve başparmaklarının arasındaki bu incecik kâğıt parçasına muhatap edilmek için yıllarca hazırlandığını fark ediyorsun. Şimdi aziz bir misafir olarak ağırlandığını, zamanın başköşesinde şerefli bir varlık olarak el üstünde tutulduğunu anlıyorsun. Daha da heyecanlanıyorsun. Kalbinin atışlarını hissediyorsun. Yaşatıldığını fark ediyorsun. Seni konuşur eyleyene, seni görür eyleyene, seni işitir eyleyene, seni anlayabilir eyleyene, seni yokluktan çıkarıp şu anın tadını fark ettirene sonsuz minnetini, sınırsız teşekkürünü yine O’nun öğrettiğince söylüyorsun: “Elhamdülillah…”
Şimdi usulca kapa gözlerini. Göz kapaklarının pürüzsüz ve sessiz perdesi iniyor ışıkla arana. Uykunun tatlı okyanusuna dalıyorsun. Bırakıyorsun bedenini. Kalbini unutuyorsun. Kalbini unuttuğunu unutuyorsun. Kalbini unuttuğunu bile unutmaya razısın. Nefes alıp verdiğini hissetmiyorsun bile. “Elhamdülillah” demeni bile unutturacak kadar nezaketle veriyor verdiğini Rabbin. Hissettirmeden veriyor. Verdiğini fark ettirmeden verecek kadar cömertçe sunuyor. Ya her defasında ölümlerden döndüğünü bilecek kadar yüreğin ağzında bekleseydin bir sonraki nefesini! Ya yoğun bakımda “sağlık durumu ciddi” denilecek tehlikelere düşebileceğini hissederek geçirseydin her gecenin uykusunu!.. Ya derin bir nefes alıp “Elhamdülillah!” dedirtecek denli felaketlerden kurtarıldığını hissetseydin, ne ederdin? Elhamdülillah demeyi unutabildiğin için de Elhamdülillah, değil mi?
Senai Demirci
SELAM VE DUA İLE
Oct. 14
damlawrote:
Yusuf ruhunu taşıyanlar kör kuyularda boğulmazlar.
İbrahim teslimiyetine bürünenler aşk ile yandıktan sonra başk ateşlerde yanmazlar...
Dua ve muhabbetle, Hayırlı bayramlar...
Sept. 30


Esselamu Aleyküm Ey Güzel kardeşim


Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, cehennemden kurtuluş olan, bir Onbir Ayın Sultanı'nı daha uğurluyoruz. Artık gönüllerde bayram esintileri esmeye, ruhlarımızda Ramazan-ı Şerifin sağanak sağanak yağan rahmet çağlayanlarının hazzını derinlemesine duymaya başladık.
Evet bu mübarek ayda tutulan oruçlar, verilen sadakalar, yapılan yardımlar, okunan Kuran-ı Mucüz-ül Beyandan esintiler, Kudret-i Sonsuzun nezdinde öyle büyük mükâfatlara mazhar oldu ki; bu kutlu zaman dilimine ulaşıpta ondan istifade edemeyen gafiller, büyük bir kayıp içine düştüler maalesef.
Bayram, esasen Rabbi Rahimimizin bizleri affettiği gün olacaktır. Büyük alim, ALLAH dostu Alvarlı Efe Hazretleri :

Mevla bizi affede,
Bayram o bayram olur,
Cürm-ü hatalar gide,
Bayram o bayram olur,

Nağmeleriyle, gönül pınarındaki esintileri bizlere aksettiriyor ve cehennemden azat olduğumuz kurtuluş günümüzün bizim esas bayramımız olacağını bizlere hatırlatıyor.
İnanan insan da esasen bu gerçek bayramlara ulaşabilmenin endişesi ve düşüncesi içinde olmalı, her davranışını "büyük buluşma" ya göre ayarlamalıdır.


Rabbim Ramazan Bayramınızı mübarek eylesin.

Bayram İslam Alemi namına hayırlara vesile olur inşaALLAH..

Rabbim mazlum kardeşlerimizi zalimlerin zulmünden
kurtarsın.

Ümmet-i Muhammed arasındaki ayrılıkları birliğe çevirsin.

Küffara karşı sesimizi gür, kılıcımızı keskin,

yöneticilerimizi de Hakk ile hükmedenlerden eylesin inşaALLAH...

Siz Değerli ve de Kıymetli Kardeşimin Tüm inananların Ramazan Bayramını en içten dileklerimle tebrik eder, Rabbimizin bizi affettiği gerçek bayramlarda buluşmayı temenni ederim.

ALLAH(c.c.)'a emanet olun.
Sept. 30
emrah coskunwrote:
RAMAZAN BAYRAMI BEREKETİYLE, BOLLUĞUYLA GELSİN,
 TÜM İNSANLIK İÇİN HAYIRLARA VESİLE OLSUN.
Image
 

  

Sept. 29
emrah coskunwrote:



































Sept. 18
ahmed akwrote:

http://img205.imageshack.us/img205/4939/15yn3.jpg

 

Ahir zamanda genç olmak, bir bakıma, herşeyin maddeye indirgendiği bir çağda, maddenin olanca ağırlığı ve duygusuzluğu ile üzerine çöktüğü bir karabasan yaşamaktı. Lisede yahut üniversitede okuyan yahut şu veya bu işyerinde çalışan veyahut çalışacağı iş arayan bir genç, genç olarak heveslerin ve heyecanın zirveye tırmandığı bir süreci yaşarken, her gün bir üst modeli çıkan arabaların metalik ağırlığı altında eziliyordu meselâ. İnsanların araba modeli, gömlek markası ve beden ölçüsü ile değerlendirildiği bir zamandı yaşanan.

Gençliği cinselliğe, genç kızlığı sarı saçlı beyaz tenli 1.70’lik manken görüntüsüne, delikanlılığı ise asgari 1.75’lik atletik bedene ve spor arabaya indirgeyen hakim anlayışın yol açtığı sorunların her biri, başlıbaşına bir inceleme konusuydu. O sorunların her biri, dünyanın her yerinde her gün binlerce, yüzbinlerce, hatta milyonlarca genci mutsuz ediyor; binlerce, yüzbinlerce aileyi kavga, öfke ve gözyaşı içinde mutsuzluğa sevkediyordu. Babası kendisine Reebok ayakkabı alamadı diye intihara yeltenen gençlerin olduğu bir dünyadaydık da, bu dünyanın bir ayakkabıyı uğrunda intihara teşebbüs edilecek hale nasıl getirdiğini analiz edebilmiş miydik?

Oysa, birilerine kalsa, liseli Neşe’nin sorunu ‘kepek sorunu’ndan ibaretti. Filan şampuan üç artı bir formülüyle bu sorunu çözerdi. Genç dediğin, bir cep telefonuyla özgür olur, bir şişe kola’yla kolayca özgürlüğün tadını bulur, karşısındaki insana değil, arabasına veyahut blucinine aşık olurdu!

Bırakalım ötesini; sadece bu örnekler dahi, ahir zamanda genç olmanın zorluğunu ilk elden bildiren işaretlerdi.

Bütün bir toplumun şirkten yana durduğu bir zamanda hidayet üzere kalabilmiş Ashab-ı Kehf’in tamamının genç olması bir tesadüf müydü? Yoksa, şartlar ne kadar ağır, küfür, şirk ve şehevât ne kadar baskın olursa olsun, bunların üstesinden gelerek hakikati bulmanın imkânına, ve bu imkâna en yakın olanın herşeye rağmen gençler olduğuna dair bir ders, iz, işaret veya telmih yok muydu bu sûrede?

Evet, vardı. İçtenlikle ve ısrarla aramayı sürdüren bir gencin en ümitsiz şartlarda dahi aradığını bulabileceğine dair bir ders, bu sûrede kesinkes vardı. Hem, Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) Deccal fitnesine karşı ümmetine bu sûreyi tavsiye buyurmasının elbette bir anlamı ve hikmeti olmalıydı.

Bu ülkede, üzerine kapı kilitlense, kendisine deli muamelesi yapılsa dahi namazından vazgeçmeyen; ulaşabildiği ve ancak gizlice okuyabildiği kitaplar saklandığı yerlerden bulunup yakılsa dahi iman yolunda yolculuğunu sürdürebilen genç erkekler; üniversite kapısında binbir mihnetle yüzyüze kalabileceğini bildiği ve ailesinde tek bir mesture olmadığı halde Rabbinin rızasını gözeterek örtünebilen genç kızlar bulunuyor.

Ahir zamanda genç olmak zor, biliyorum. Ahir zamanda mü’min genç olmanın daha kolay olmadığını da biliyorum. Ama doğuda batıda yaşanıp nazarımıza ilişen böylesi milyonlarca örnek, bize ‘zor’ olanın ‘imkânsız’ da olmadığını açıkça gösteriyor.

Bin türlü engeli aşıp hakikati bulabilmiş her bir gence, ‘ahirzaman evliyası’ gözüyle bakalım istiyorum.

Zira, ahir zamanda genç olmak, ateşler içinde olmaktır. Ahir zamanda mü’min genç olmak, ateşler içinde yanmamaktır.

Ahirzamanda mü’min genç, ateşler içinde İbrahim misalidir açıkçası. Firavun sarayındaki Musa, çağın Züleyha’ları karşısında Yusuf misalidir.

Ve, ateşler içinde İbrahim’i yakmayan, Firavun sarayında Musa’yı saptırmayan, Züleyha karşısında Yusuf’u kandırmayan sırra erildiğinde, ahir zamanda mü’min genç olmanın yolu elbette görülecektir.

Zafer Dergisi

 

Image

baki selam ve dua ileKırmızı gül

Sept. 12
ahmed akwrote:
Bana derdini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!..

Meselelerimiz birer matematik problemi gibi olsaydı, önemli değildi. Hiçbir meselemiz şuraya buraya yazılıp, bırakılamıyor. Göğsümüzde büyüyor, beynimizi meşgul ediyor, hayalimizin sırtına binerek tehlikeli ufuklara gidiyor.

İnsan kendini idare edemezse cemiyetten gelen dertler, insanı sarsıp, eğlence diyarına atıyor. Gayri meşru eğlenceler insanı hissiz, duygusuz, anlayışsız ve düşüncesiz hale getiriyor. Cemiyetten gelen dertlere karşı kendimizi korusak, bu sefer de dertsiz kalamayız, dert icat ederiz. Dert, insanın ayrılmaz arkadaşı.

İnsan acizdir. Çünkü kainat çok büyük, insan çok küçüktür. Hastalıklar, felaketler ve olumsuz hallerin bütünü düşünülürse, insan yaşadığı sürece çok zor durumlara düşebilir. Ne kadar kuvvetli, zengin ve yüksek makamlarda oturan insanlar vardı ki, kimisi bir gün bir mikroba mağlup oldu, kimisi bir kaza sonucu sakatlandı!..

Yaşadığımız hayatta para büyük önem kazandı. Serveti çok olanın derdi de çok olur. Parasızlığın ne büyük felaketlere sebep olduğu da ortada... Hatta materyalistler parayı putlaştırdı. Mevlânâ "İnsan, para okyanusunda yüzen bir gemi gibidir. Parayı içine alan batar." demiş. Demek ki malı çok olanın derdi de çok olur.

İnsanlar kabukta kaldı, öze inmedi. Her türlü hoparlörden "kadın kadın!" diye feryatlar yükseliyor. Hayat bu mu?

Yıllarca uzlete çekilen Gazali'yi, Emir Sultan'ı düşünün. İki sene hücre hapsinde tek başına kalan Said Nursi... Yatak yok, yemek yok, ışık yok... Demek ki dertler iki türlüdür. Bir ulvî dertler bir de süflî dertler.

Peyami Safa diyor ki: "On dokuz senelik yazı hayatımda bu cemiyet bana bir hafta istirahat hakkı vermemiştir." Cemil Meriç diyor ki: "Yıllarca aç kaldım. Bu şehrin kaldırımlarında bir başka aç Cemil Meriç hiçbir zaman olmamıştır diye düşünürdüm." Necip Fazıl diyor ki:

"Aylarca gezindim yıkık ve şaşkın

Benliğim bir kazan ve aklım kepçe

Deliler köyünden bir menzil aştım

Her fikir içimde bir çift kelepçe".

Ve Bediüzzaman Said Nursi buyurmuş ki, "Bana ızdırap veren yalnız İslam'ın maruz kaldığı tehlikelerdir... Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de. Seksen küsûr senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde, bir cani gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan men etmeseydi, belki bugün Said, topraklar altında çürümüş gitmişti..."

Hayat, insana göre değer alıyor. Medeniyet, insanları çok şeye muhtaç etti. Herkes alamadığı şeyin fakiri oldu. Kendinden yukarıya bakanlar, sayısız ihtiyaçları temin edebilmek için çırpınıyor. Bu şekilde, süflî dertlerin sayısı artıyor.

Süflî dertlerden kurtulmanın yolu şahsi isteklerimizi sıfıra doğru indirirken, Allah'ın emirlerine tabi olmada, azami noktaya tırmanmaktır.


HEKİMOĞLU İSMAİL
Sept. 12



Ey Rabbim! Huzurda olmanın huzuruyla, manasını bilerek, tek, yüce ve sonsuz olduğunu idrak ederek geldim 'Namaz huzur iledir' dedin. Bir hiç olmanın bilinci ile geldim Abdestin diriltici nefesiyle ve ruhuma işlenen manasıyla, ardında geçmişi ve geleceği bırakarak anı yaşamanın sevinci ile geldim Gönül secdeleri ile geldim?Gönlün işaret ettiği dilinle 'Ya Hu, ya Hu, ya Hu! ' lar/ la ? Ya Rabbi, her ezanda davet ettiğin, 'Haydin felaha, haydin kurtuluşa! 'sözü / ile Ey gözleri ve gönülleri aydınlatan, kurtar bizi nefsin karanlıklarından!Kulluğumu arz etmek, acziyetimi sunmak ve bunlar ile azametini duymak için huzurundayım. Suçlarımı itiraf ve büyüklüğünü ikrar için buradayım. Yüce âleminde tüm kâinatı arkama aldım ve gönlümü Sana açtımİşte huzurunda, kıyamdayımRabbim, Sen gelenleri boş çevirmezsin, duamı, niyetimi kabul eyle! Amin...


Gönlümüzü saflaştırıp aşkın ile terbiye eyle...
Bizleri Ramazan-ı şerifin şefaatine nâil kıl, şikayetinden emin eyle Vakti-i şerif, Cuma, ahir, akibet ve Ramazan-ı şerif hayrola!

Hayırlı CumaLar, "Aşk olsun!!, "Aşkınız cemal olsun efendim!!", "Cemaliniz nur olsun!!", "Nurunuz ayn olsun!!" HayırLa kalın güzel insanlar, gönül dostalarım. Bu fakiride dualarınızda anmayı unutmayın inşaallah

Allah'a Emanet OLun

Hayırla kalın



"Sevgi,saygı ve hürmetlerimle..."
Sept. 12
SelamünAleyküm, Hayırlı ramazanlar Göz kırpma
Sept. 3

 

Aug. 31
.wrote:

MERHaBA

 

Hiç düsündünüz mü yada bilen var mı içinizde "merhaba" ne anlama geliyor diye?...

Çok ilginç bir o kadar da hos ve sıcak bir anlamı varmıs meger...

"merhaba"aslında arapça kökenli olup "benden size zarar gelmez" anlamına geliyormus…

Çok hos degil mi?

Bunu ögrendikten sonra karsımdaki insana merhaba demek daha bir anlamlı...

Su an bu mesajı okuyan herkese benden 

MERHABA:)

Aug. 20

BEREKETLİ VE FEYİZLİ OLMASI SEBEBİYLE MÜBAREK, KULLARIN AF VE TEMİZE ÇIKMASI SEBEBİYLE BERAAT , MÜ'MİNLERİN İHSANA KAVUŞMASI NEDENİYLE RAHMET OLAN BU GECEYİ İHYA EDELİM.

SİZ DEĞERLİ KARDEŞİMİN VE ÜMMET-İ MUHAMMED'İN


MÜBAREK BERAT KANDİLLERİNİ EN İÇTEN DİLEKLERİMLE TEBRİK EDER.


YÜCE ALLAH 'TAN TÜM İNSANLIĞA SAĞLIK


MUTLULUK,HUZUR,KARDEŞLİK VE HAYIRLARA VESİLE OLMASINI NİYAZ EDERİM.
Aug. 16
ecidalwrote:
Aug. 16
ecidalwrote:
Ey, Rabbim! Gayb ilminle ve halk üzerine kudretinle, hayatı benim için hayırlı gördükçe beni yaşat, ölümü benim için hayırlı gördüğün zaman da beni vefât ettir.
Ey Rabbim! Gizlide ve açıkda senden haşyetini istiyorum. Rızâ hâlinde de, gadab hâlinde de ihlâs sözünden ayırmamanı istiyorum, fakirlikte de zenginlikte de i'tidâlden ayırmamanı istiyorum. Senden tükenmez bir ni'met, kesilmez bir göz ferahlığı (yüzde açıkça görülen neş'e ve huzûr) istiyorum. Senden beni kazâna râzı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum. Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, sapdırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum.
Ey Rabbim! Bizi îmân zîynetiyle süsle, bizi doğru yolda olan hidâyet rehberleri kıl.”AMİN


HAYIRLI CUMALAR
Aug. 14