akasya's profile*AkAsYa* ...PhotosBlogGuestbookMore ![]() | Help |
*AkAsYa* *YüReĞiMe KoNuKsUnUz* ;) |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
May 11 BU GECE MİRAC EDİN
Hak'tan vahiy getirdi Burak'a bindi Resul Cümle peygamberlere Cennetin kapısında Sıddık Naci Eren Balıkesiri SIDDIK NACİ EREN
SIDDIK NACİ EREN UŞŞAKİ
KİŞİLİĞİ Kâmil-i Mürşid Sıddık Nâci Eren UŞŞÂKÎ (k.s.) Hazretleri, Halvetiyye-i UŞŞÂKÎ Tarikatının yetiştirdiği asrın müceddidi dir. Âlim ve kâmil, ilmin kaynağı, asrın al¬lâmesi, zamanın kutbu, gavs-ı â'zam, şeri'at, tarikat, hakikat ve ma'rifet ilimleri ile mücehhez, kırkların reisi, çaresizlerin sığınağı, gerçek irşadın yetkilisi, Peygamber şubelerinden olup, feyz ve ilâhi nûrun durağıdır.
HAYATI Sıddık Nâci Eren UŞŞÂKÎ (k.s.) Hazretleri 1925 yılında babası Hacı Hafız Ali Efendi ve annesi Hanîfe hanımdan, Balıkesir'in Aktarma köyünde bu fani cihana teşrif etmiştir.
Küçük yaşta iken dahi haramlardan kaçınıp, oruç ve namazlarımı eda ederdi. Her zaman her yerde, Cenab-ı Hakk'ın rızasını düşünür, aşırı derecede muhabbet edip, Allah aşkından ağlayıp inlerdi. 1944 senesinde,19 yaşında iken asker oldu. Askerliğime devam ederken 1946 yılı içinde Uşşâkî Meşayihi, Üstad, Hacı Bekir Visâli Uşşâkî (k.s.) Hazretlerine intisap etmiştir. 1947 yılında askerlikten terhis olduktan sonra memleketi olan Balıkesir'in Aktarma köyüne geldi. Çiftçilik ile meşgul oldu.Tasavvuf yolunda almış olduğu vazifeleri aşk ve şevk ile noksansız olarak yapmaya devam etti. Üç sene kadar köyde kaldıktan sonra 1950 senesinde Balıkesir vilayetine hicret etti. Balıkesir'e geldiğinde sık sık İzmir'e gidip mürşidinin mânevi sohbetlerinden istifâde etmiştir. O zat-ı muhteremin himmet ve teveccühü ile çok kısa bir zamanda seyr-ü sülûkunu tamamlamıştır. Seyr-ü sülûk eyledikten sonra kemal mertebesine erimiştir. Tarikatın usul ve esrârlarını ve âdabını öğrenmiş, Hilâfet ve vilayet rütbesini hak kazanmış, icâzet verilip, irşâda me'mur edilmiştir. Kendisi bu olayı şöyle anlatmaktadır : Bir gün sabah namazını edâ ettikten sonra toplanmış olduğumuz bir mekanda mürşidim kutb-u zaman Bekir Sıdkı Visâli Uşşâkî (k.s.) hazretleri, almış olduğu mânevi bir emir üzerine tarafıma, Tarîkat-ı âliye Halvetîyye-i Uşşâkîyye icâzeti vererek, halîfesi Hacı. Mehmed Rûhi ve ihvanları arasında bu fakiri irşada memur kıldılar. Bekir Sıtkı Visâli Uşşâkî (k.s.) Hazretleri her beşer gibi bu fâni cihandan 1962 yılında iken berat gecesinden bir gün sonra dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya intikal eyledi. Mürşidimin Hakk'a yürümesi ile postuna halifesi üstad Mehmed Rûhi Uşşâkî Hazretleri oturmuştur. Üstad Mehmed Rûhi Hazretleri 1977 yılında 72 yaşında iken, Amman yakınlarında geçirmiş olduğu trafik kazasında şehid olarak Hakk'a rucû etmiştir. Hazretin Hakk'a intikalinden sonra, üstadım Visâli hazretleri'nin ikinci halifesi olan Seyyid Kâzım Kızılkanat Hazretleri de, Hak aşıklarını irşad etmeye başladı. Bir gün Sultan-ı Enbiya Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri, zuhur ederek bu âciz kölelerini, ihsan ve mürüvvetleri gereğince taltif ile, - Evladım sen bizim evlâdımız olan Kâzım 'a muhabbet ve iltifat ediyorsun. O bizim hakiki evlâdımızdır.Onu mürşid tanıyıp, yakın ihvanlarına tanıtıp ona biat etmelerini istiyorsun, buyurdu. Hamd ve şükürler yüce Allah'a olsun ki, işte böylelikle iltifatı Muhammediye'ye nail olundum. Bir gün Seyyid Kâzım Kızılkanat Uşşâkî (k.s.) Hazretlerinin sohbetlerinde bulunur iken, kendilerinden kitap yazmam için izin ve destur istedim. O da bu talebimi kabul edip müsaade ve destur verdi. Zaten daha evvel de üstadım Bekir Sıdkı Visâli Uşşâkî (k.s.) Hazretleri kasîde ve kitap yazmama müsaade etmişlerdi. İlk başladığım eser "Nur-u Muhammediye" kitabı idi çok çeşitli ve kıymetli kitaplardan derlemeye devam ettiğim bir zamanda, yakaza hâlinde iken, iki cihan serveri âhir zaman peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz hazretleri ve yanında cihar-ı yar-ı güzin Efendilerimiz olduğu halde tecelli ederek, başlamış olduğum eseri eline alıp göz attılar. Bu kitabı Hazreti Ebu Bekir'e, Hz. Ömer'e, Hz. Osman'a ve Hz. Ali'ye verdikten sonra, tekrar onlardan alıp bu âciz fakirin eline verdiler. " Eseri yazmaya devam et " diyerek tebessümle emir ve ferman buyurdular. . Bu olaydan sonra bende öyle bir aşk ve ilim, gayret ve azim zuhura geldi ki, bunun dil ile tarifi mümkün değildir. Ancak yaşayan bilir. Mürşidim Seyyid Kâzım Kızılkanat Hazretleri bir gün bu fakire buyurdular ki, - Ben Pir Seyyid Cemâleddin-i Uşşâkî isem sen de Pîr Salâhaddin-i Uşşâkî Hazretleri misâlisin. O zat-ı muhterem 210 adet kitap yazdı sen de inşallah çok kitap telif edeceksin, buyurdular. İşte ondan sonra da bir Divan-ı Kebir ile 23 adet eser yazma imkanı Rabbim bana lütfeyledi. Üstadım Seyyid Kâzım Kızılkanat Uşşâkî (k.s.) Hazretleri de bu fakiri yerine vekil olarak tayin eyledikten sonra, o da her beşer gibi Rumi 1396 yılında 72 yaşında iken Rabbisine rucû eyledi. Seyyid Kâzım Kızılkanat Hazretleri hayatta iken, umreye niyet ettiğimde, ziyaretlerine gitmiş idim. Bana, - Evladım Bağdat şehrine vardığında benim akrabam olan, Pîr Seyyid Abdulkâdir Geylâni Hazretleri'nin torunlarından 17. batnı, Seyyid Abdurrezzak 'ın oğullarından Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa (Hasan-i , Hüseyni) (k.s.) Hazretlerini ziyaret et ve hayırlı dualarını al, buyurdular. Biz de ne zaman ki, Bağdat şehrine ulaştığımızda, Pîr Seyyid Abdulkâdir Geylâni Hazretleri'ni ziyaretine gittim. Râbıta ve murakabeye vardığımda, Pîr Hazretleri, fakire tecelli edip, beni alıp Ravza-ı Mutahhara 'ya götürdü. Efendimiz bir kürsü üzerinde oturmuş, büyük bir meclise hitap ediyordu. Gavs-ül Â'zam Pîr Seyyid Abdulkâdir Geylâni Hazretleri, beni aldı kürsüye kadar götürdü. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine, -Ya Resulullah bu evladımıza Kâdir-i Tarikatı'ndan icâzet verilmesini arz ediyorum. Emir ve ferman sizindir, dedi. İşte o zaman Resul-u Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri de Gavs-ül â'zam'ın arzular ı nı yerine getirdi. Bir gün sonra Seyyid Hüseyin Fevzi Pa şa Hazretlerini ziyârete gittiğimde hazırlamış olduğu hilâfet ve icâzetnamemi fakire takdim etti. Kendilerine sordum, - Efendi Hazretleri, zâtınız ile ilk defa görüşüyoruz. Hemen icâzet verdiniz bu hususta beni aydınlatıp mutmain etmenizi arz ediyorum, dediğimde. - Evladım dün siz huzur-u Resûlullah 'ta iken mânen size bu icazet verilmedi mi ? İşte ben de o zaman orada idim, buyurdular. Şeyh Efendi Hazretleri fakiri hakiri çok sever idi bir gün mânâ âleminde buyurdular ki, - Evladım sen benim gözüm ve kulağımsın, söyleyen kelâmımsın sen benim ayak ve ellerim misâlisin, diyerek iltifatlarına mazhar oldum. İşte gördüğünüz gibi dört adet Şeyh-i Kâmile hizmet ettim. Hepsinin himmet ve teveccühünü kazandım. Bir meyyid misâli teslim oldum. O zatların hayırlı dualarını aldım. *** Hayatının 60 yıl gibi uzun bir süresini Tasavvuf yoluna vakfederek sayısız kişiyi irşad edip, irfan mektebinde mürşitlik yapmaktadır ve irşada devam etmektedir. TASAVVUFİ YÖNÜ Ülkemizdeki tasavvuf güneşlerinden biri olup, kibâr-ı Evliyâullah'tandır. Halvetîyye-i Uşşâkî (Aynı zamanda Kâdirî) Tarikatlarında yetişmiş nâdir şahsiyetlerdendir. Hazret-i Peygamber ve sünnetine bağlılığında hiç taviz vermeyen tutumdadır. KERAMETLERİ
1975 y ılının Ramazan bayramından 2-3 gün sonra, 8 kişi bir minibüse binip hac için niyetlenerek yola çıktık. Aynı seyahatte Şam'da, Cami-i Emevi de yaşadığımız bir hadiseyi anlatayım. Sabah namazını kılıp ziyaretimizi yaptık. O arada cami içinde yakla şık 300 kişilik bir topluluk zikir meclisi kurmuş, başlarında bir şeyh efendi vardı, 65-70 yaşları civarında, sakalı siyahlı beyazlı. Şeyh efendi kafasını önüne eymiş murakabe ediyordu. Biz namazdan sonra duam ızı yaptık sonra da Hacı baba (Nâci Efendi) ve beraber geldi ğimiz insanlarla ile oradakilerin en arkas ına oturduk. 2-3 dakika geçer geçmez şeyh efendi başını kaldırdı, orada olan meydancılardan bir tanesini yanına çağırdı, tam zıt tarafına düşen Hacı baba'yı gösterdi ve bir şeyler söyledi. Adam Hacı baba'nın yanına geldi ve "ya şeyh faddal " (buyurun) dedi, " şeyh efendi seni yanına istirham ediyor " Diye devam etti. Hacı baba'yı aldı ve şeyhin yanına oturttu. Herhalde daha evvelden tanışıyorlardı diye düşündüm. Tabi o zamanlar ben de Hacı baba'nın kıymetini pek bilemiyordum. Sadece babamız olarak hürmet ediyorduk. Uzatmayım, güzel bir zikir meclisi oldu, zikirden sonra Hacı baba'ya etrafı dolaştırdılar, sarılıp, ayrıldılar. Döndüğünde Hacı baba'ya daha önceden tanışıp tanışmadıklarını sordum, hayır dedi, sadece hakiki mürşidi kamil ise, bizim de ne olduğumuzu bilecek biridir diye içimden geçirmiştim dedi. Büyük bir zatmış dedi. *** Medine'de yaklaşık 35 gün kaldık. Orada Şeyh Fehmi Efendi her perşembe toplantısında Hacı Nâci Efendi nerde diye sorardı. Hacı baba abdestini alıp bir kenara oturur, Fehmi Efendi de onu hemen yanına alırdı. Orada kaldığımız 35 gün boyunca birkaç defa Hacı baba'yı methetti. Fehmi Efendi Konyalıydı. Fakat bütün tarikatlar tarafından da Medine'nin kutbu kabul ediliyordu. Şâzeli idi, oraya gençliğinde gitmişti, Velhasıl Medine'nin kutbu oluşunu tüm tarikatlar da kabul ediyordu. Bazen beni kenara çekip birçok şey (sırlarını) anlatırdı. Hacı babamla ikimiz Mekke'ye hareketten önce ihramları giyip elini öpmeye gittik. Hacı baba elini öpünce ona, "o ğ lum sen biraz şöyle yürü bakayım " diyerek onu uzaklaştırdı.Biz yalnız kaldık. Sonra bana döndü ve sordu "o ğ lum babanızın kıymetini biliyor musunuz ? " Efendim, dedim bu yolculuğa çıkınca öğrenmeye başladım. "Oğlum Onun yıldızı o kadar parlak ki bir zaman gelecek her taraf ondan sorulacak" dedi. "O hal geldiği zaman bize dua etsin" dedi. Efendim asıl o sizden dua bekliyor dedim. Bize çok dua etti. Sonra ayrıl ıp geldik. *** Mekke'deyiz, yan ımızda rahmetli şeyh Mehmed Rûhi Efendi var. Afyon taraf ından da insanlar gelmiş. 40-50 kişi kadar oluyorduk. Sabah namazını kıldık, işrâkı bekliyoruz. İşrak namazından sonra da tavaf yapılıyordu. O zamanlar Kabe de kum havuzları vardı, Hac ı Mehmed Rûhi Efendi ve hacı baba (Nâci Efendi) ön tarafta idiler. Önlerinde iri yarı b ir zat gördüler, hemen birbirlerine sarıldılar. Sonra Hacı baba, Hacı Mehmed Rûhi Efendi ve diğer ihvanlarda o zat ın elini öptüler. Ben en geride kalm ıştım. Biraz sonra ben de elini öpmek istedim. Çenemden tutarak kaldırdı, "Sen Hacı Nâci efendinin oğlu musun" dedi. Evet efendim dedim, gülmeye başladı "Oğlum babanızın kıymetini biliyor musunuz" dedi ve devam etti. "Oğlum bir zaman gelecek her ş ey ondan sorulacak" dedi. Devamla, "Çok büyük bir zat olacak, şu anda büyük ama daha da büyük olacak" dedi ve ilâve etti. "O zama bize dua etsin" Efendim kimsiniz dedim. "Ben Fatihli Ömer'im" dedi. Ben, uykucu Ömer mi dedim. Gencim, 24 yaşındayım o zaman, ağzımdan böyle kelam çıkıverdi. Bana sarıldı evet evet dedi. Fatihli Ömer Efendi İstanbul'un o zamanki kutbu idi. Ondan sonra aynı lafları Irak'ta, Gasül A'zam Pîr Seyyid Abdulkâdir Geylâni Hazretlerinin torunlarından ve Kâdiri Meşayihinin büyüklerinden Ba ğdat'taki Şeyh Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa Hazretleride söyledi. *** Yıl sanıyorum ki 1980 idi, rahmetli Seyyid Kâzım Efendi ile Kınık'tayız. O zamanlar kendisini Kula'ya arabamla ben götürüp getiriyordum. Bu yüzden yolda bana, devaml ı bir şeyler anlatırdı. Neyse, bir caminin avlusundayız, abdest almış karşıdan geliyor. Ben de kenarda sigara içiyorum. Onu görünce sigarayı attım. Beni görmü ştü. "Ver bak ıyım bir sigara "dedi ve devamla "Oğlum babanızın kıymetini biliyor musunuz."dedi. Efendim, bunu bana 3-4 zat- ı muhterem aynı şekilde sormuştu dedim. "Oğlum Uşşâkî tarikatında Pîr Hazretlerinden sonra en fazla yıldızı parlak olan o olacak, yakında bütün tarikatlara da hizmet edecek, mânen nereye gitsem devamlı olarak karşıma çıkıyor." dedi. Bu olaydan bir ay s onra müsaade etti ve babam da kitap yazmaya başladı. Hacı baba o gün kahvaltıda Kâzım Efendiye bir rüya anlatmıştı. Rüyasında elinde hortum, Türkiye'yi bütünüyle sulamıştı. Seyyid Kâzım Efendi sözlerine devamla "Aynı rüyâsında olduğu gibi bir zaman gelecek Türkiye'de arşı sulayacak." Diye bana anlattı. Bende, ama efendim dedim, sizin yanınızda ne konuşulursa konuşulsun ben dışarı çıkınca unutuyorum. "Mehmet Efendi" dedi "O zaman geldiğinde sen babana hatırlat bize duâ etsin." Bundan 3-4 sene evvel babama dedim ki, o zat-ı muhteremler bana böyle bir şeyler söyledilerdi, onlara dua et. Estağfirullah falan dediyse de hatırlatmış oldum. *** 1980 yılında ben, Hacı baba, bizim rahmetli Toplu Dayı, onun oğlu Mehmet Toplu, Halil Saygı 3 araba peş peşe Medine'ye gidiyoruz. Medine'ye 90-100 kilometre kalmıştı. Arabayı ben kullanıyordum. Bir anda, karşıdan bir ışık, bir nur çıktı, arabanın üzerine doğru geldi. Bir acaiblik oldu aynı ravza-ı mutahhara ve peygamber efendimiz� Ben ağlamaya başladım, hanım ağlıyor, Hacı baba ağlıyor, araba içerisinde hepimiz ağlıyoruz. Arabayı kullanmakta zorluk çekince, rüzgar vursun diye kafamı dışarı çıkardım. Buram buram ravza'nın kokusu geliyordu. Velhasıl yavaş yavaş Medine'ye vardık. Bir gün sonra, imamı Ali efendimizin mescidi'nin yakınlarından bir şeyler alıyorduk. Diğer arabadaki arkadaşlar bana "dün Medine'ye 90-100 km kala arabanın içersine bir nur girdi. Arabadaki herkes o nurun farkına vardı ve hepimiz ağladık" dediler. Peş peşe 3 arabada da aynı olay olmuştu. Bunun hikmeti nedir acaba, Hacı babaya soralım öğrenelim dediler. Hacı babam da abdest almaya gitmişti. Gelince babama anlattım. Bir müjde varsa bize de bildir dedim. "Bir şey yok oğlum" deyince biraz naz ettim. Diğer arkadaşlarda ısrar etti. Hacı baba anlatmaya başladı. "Zaten, Tebuk'tan Suudi Arabistan'a girdiğimizde evvela orada Pîr Hazretleriyle karşılandık dedi... Medine'ye yaşlaştığımızda, koku geldiği zaman Resulullah (s.a.v.) Hazretleri vardı, Pîr Hazretleri vardı ve diğer tarikatların Pîrleri de oradaydılar. Bana hitaben "Evladım Nâci ne istersin bizden, evladımız kabulümüzsün zaten, başka ne istersin." Dediler bende "Evlatlarımın da evlatlığa kabulünü isterim ya Resulullah." Dedim. "Pekala o da kabulümüz, başka ne istersin." deyince utandım başka şeyler söyleyemedim dedi. Ama o anda da ihvanlarım içimden geçti. "İhvanlarını da, hatta sana saygı, sevgi ve güler yüz gösterip elini sıkanı da evlatlığa kabul ettik." buyurdu. O anda gelen de Resulullah (s.a.v.) in kokusuydu dedi. Aramızda kalsın diye de ekledi. *** Rahmetli Seyyid Kâzım Efendi ölümünden bir müddet evvel Balıkesir'e geldi.Hacı baba kendisini 15 gün kadar misafir etti. Artık dönmek istediğinde, götürmek için arabaya binmek üzere kapıya geldiğimizde, Hacı baba Kâzım Efendiye, "Efendim size hakkıyla hizmet edemedik çocukların hatası için özür dilerim" dedi. Seyyid Kâzım Efendi güldü ve "Ben o kadar memnunum ki, Peygamber Efendimiz, Hz. Ali Efendimiz, Hz. Fatıma Vâlidemiz hepsi senden memnun, hepsi hayır dualar ediyorlar" dedi. "Orada sen de benim kardeşimdin, sen de çıkabilirdin ama beni çıkardılar. Bu son görüşmemiz bana hakkını helal et ve duâ et" dedi. "Seyyid olmamızdan ötürü bir şeyler var ama sen de Seyyid sin" dedi ve epeyce duâ etti. Normalde her zaman araba ile yola çıkar çıkmaz konuşmaya başlardı. Bu son seferde Akhisar'a kadar hiç konuşmadı. Yolculuğun sonunda hayır duâlar etti.Çok kısa zaman sonrada vefât etti. Eşi Bedia validemizden Ali, Nazmi, Mehmet, Ahmet adında dört oğlu ve Cemile adında da bir kızı vardır. On beş torunu vardır. Mânevi evlatlarının sayısını rakamla ifade etmek mümkün değildir. Sıddık Nâci Eren UŞŞÂKÎ (k.s.) Hazretlerinin bir Divânı olup, yazmış olduğu eser sayısı şimdilik 24 adettir. Eserleri Avrupa'dan Asya'ya bütün ehli tasavvufların istifade ettiği kaynaklar olmuştur. Eserlerinin tamâmı defâlarca basılmıştır. Uşşâkî de 4. Pîran olup, Hayırlı uzun ömürler içinde nice eserler daha yazarak insanlığın istifâdesine sunmasını dileriz. Yazmış olduğu eserler : 1- Allah ve Resulü'ne En Yakın Yol 2- Nur-u Muhammediye 3- Cennet Yolu 4- Kalblerin Anahtarı 5- Ölüm, Kıyâmet ve Âhiret 6- Mübârek Geceler ve Üç Aylar 7- Çeşitli Duâlar Edeb ve Âdap S- Tarik-i Uşşâkî'de Usul ve Âdap 9- Yüce Veliler ve Anadolu Evliyâları 10- Evrad-ı Saadeti Ebediye 11- Sohbetlerim 12- Âşıklar Bahçesi İlâhi ve Kasîdeler 13- Sırlar Hazinesi 14- Özün Özü 15- Maneviyat Bahçesi ve Saadeti Ebediye 16- Tarikatların iç Yüzü 17- Tarikat ve Evliyâlarda Usul ve Âdap 1S- Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî 19- Sıddık Nâci Eren Divânı 20- Dergah İlâhileri 21- İslam'da Evlilik ve Cinsel Hayat 22- Müslümanlıkta ibâdet Ahlak ve Âdap 23- Allah (c.c.) ve Resulullah'ı Sevenlerin Yolu 24- Şifalı duâlar
Kaynak: www.siddiknacieren.org
ALLAH (c.c) RAHMET ETSİN!!!
MÜSLÜMANIN GÜNLÜĞÜ01. Yatağından kalkarken besmele çeker.
02. Sabah namazını camide cemaatle kılmaya gayret eder. 03. Sabah erkenden işine giderken Allah' tan helâl rızık ister. 04. Kabir azabından her an Allah'a sığınır. 05. Cennete girmek için her fırsatta Allah'a dua eder. 06. Beş vakit namazını cemaatle kılma azmine olur. 07. Sünnet namazlarını terk etmez. Mümkünse nafile de kılar. 08. Namazını huşu içinde kılmaya çalışır. 09. Yeme, içme, giyim, kuşam ve para kazanma hususlarında Allah'a sığınır. 10. Kendisini İslâm nimetine kavuşturduğu için Allah'a hep şükür duygusu içinde olur. 11. Kulak, göz ve diğer organ nimetlerinden Allah'a şükretmekten geri kalmaz. 12. Duanın kabul saatlerini fırsat bilip o saatlerde dua eder. 13. Kur'an-dan ezberinde olanları okur ve onunla amel eder. 14. Ezberinde olan hadislerle de amel etmeyi ihmal etmez. 15. Dini bilgilerini artırmak için farzları, sünnetleri öğrenir ve ilim meclisinde bulunur. 16. Göz, kulak ve diğer organlarını ha ramdan hep uzak tutar. 17. Peygamberimiz (s.a.v.)'in üzerine çokça salâvat getirir. 18. Hastalarla ilgilenir ve onları ziyaret eder. 19. Din kardeşlerinin cenazelerinde bulunur ve cenaze sahiplerine baş sağlığı diler. 20. İyiyi emreder, kötüden de alı koyar. 21. Din kardeşlerine öğüt verir. 22. Din kardeşlerine yardım eder elini uzatıp sıkıntılarını giderir. 23. Sözünde durur, ahde vefa gösterir. 24. Allah'ın kontrolünde olduğunu bildiği için gizli aşikâr bütün hallerinde ihlâsı ihmal etmez. 25. Harcamalarında iktisada dikkat edip, malını saçıp savurmaz, cimride davranmaz. 26. Kendinden iyiliği kesseler bile akrabasını ziyaret eder. 27. Ne öfke ne de hoşnutluk halinde aşırıya kaçmaz. 28. Kendisine zulmedeni bağışlar. Ver meyene de verir. 29. Sevdiğini Allah için sever, yerdiğini de Allah için yerer. 30. Susması fikir, konuşması zikir ve bakması ibret olur. 31. Aralarındaki sevgi samimiyet artırmak için din kardeşleri ile hediyeleşir. 32. İyi arkadaşlar seçer, kötülerden uzak durur. 33. Çok gülmez. Bilir ki çok gülmek kalbi öldürür (SIDDIK NACİ EREN - EVRAD-I ŞERİFİNDEN)
LATİFE HANIMI ATATÜRK MÜ ÇARŞAFA SOKTU?yeni şafaktan alıntıdır Ahmet Almaz ilginç bir araştırmacı. Sabataistlere ait Bülbülderesi mezarlığına Türkiyede ilk giren ve dönmelere ait mezar taşlarını ilk inceleyen kişi O.
Fatih Sultan Mehmetin Yahudi asıllı hekimbaşı Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü ilk iddia eden de O. Ahmet Almazla zaman zaman görüşüyoruz. Her görüşmemizde çarpıcı bir iddia ile gelir karşımıza. Geçen gün TV programı vesilesiyle bir araya geldik. Yine ilginç bir iddiayı gündeme getirdi. İddiası şu; "Latife Hanımı Atatürk çarşafa soktu!" Ahmet Almaza göre, Latife Hanım Atatürkle tanışmadan önce Avrupada eğitim görmüş başı açık gezen biriydi. Hatta dönemin şartlarında dekolte sayılabilecek elbiseler giymekten hoşlanırdı. Ta ki Mustafa Kemalle tanışana kadar. 11 Eylül 1922de, Türk ordusu İzmire girince, Başkomutan Mustafa Kemale İzmirin en güzel köşkü olan Uşakizade Ailesinin köşkünde kaldı. Ailesi yurtdışında olan Latife Hanım köşkte Babaannesiyle birlikte kalıyordu. M. Kemal 20 gün bu köşkte kaldı. Burada tanıştılar. Mustafa Kemal ile Latife Hanım 29 Ocak 1923te sade bir nikahla evlendiler. Evlenmeden önce başı açık, dekolte sayılabilecek elbiseler giyen Latife Hanımın yerine nikahtan sonra çarşaflı ve kapalı fotoğraflarıyla yeni bir Latife Hanım geldi. Çünkü Mustafa Kemal, Cumhurbaşkanlığı Köşkünde başı açık bir kadının olmasını doğru bulmuyordu. Nitekim, M. Kemalle evli kaldığı sürece kapalı gezen Latife Hanım, Atatürkten boşandıktan bir süre sonra yeniden açılacaktır. Bu durum Ahmet Almazın iddiasını, yani Latife Hanımın, Atatürk istediği için kapandığı iddiasını kuvvetlendiriyor. Ancak bu kadarla da sınırlı değil. Ahmet Almaza göre Mustafa Kemal, evlenmeyi düşündüğü Amerikalı bir gazeteciden de "kapanmasını!" istemişti. (Almaz bu konudaki ayrıntıları yakında çıkarmayı planladığı kitabına saklıyor. Ancak muhtemelen bu yabancı gazeteci Kurtuluş Savaşını izlemek üzere Türkiyeye gelen Evelyn Anderson Barretdi.) İddia ilginç. Hele bugünlerde yaşadığımız başörtüsü tartışmalarıyla birlikte daha da ilginçleşiyor. O zaman buradan çıkaracağımız ders şu; Sağcılar, solcular, liberaller, kapitalistler, hepimiz tarihi yeniden okumalıyız. Ama en çok türban tartışmalarında ortalığı ayağa kaldıran Laikçiler ile Kemalistler okumalı./yeni şafak tan alıntıdır March 13 KUTLU DOĞUM HAFTASI...
Kutlu Doğum Haftası’nda neler yapabiliriz?İnsanlığı içinde bulunduğu karanlık dünyadan kurtarmak, onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya teşriflerinin kutlanıldığı Kutlu Doğum Haftası’na ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bugünleri nasıl değerlendirelim, neler yapalım diyorsanız size şu tavsiyelerde bulunabiliriz: * O’nun getirdiği mesaj bir huzur kaynağıdır. Bu huzur kaynağından istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdiği n?anımak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanıtan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarımızın kalıcı olması için de öğrendiğimiz bilgileri başta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz. * Akşamları çocuklarımıza Efendimiz’in (sas) yaşadığı örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabıyla arasında geçen diyalogları hikaye tarzından anlatarak çocuklarımızın dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yoğunlaştırabiliriz.
* Nebiler Serveri’ni hayatını anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkıyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatından kesitler sunan veya O’nunla alakalı yazılan şiirlerin bulunduğu ses kasetlerini dinleyebiliriz. * Yaşadığımız yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatırlatan ne varsa oraları ziyaret edip hayalen asr–ı saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanımıza çocuklarımızı da alabiliriz. * Bir gül satın alarak yanında da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir, onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz. * İki Cihan Serveri, “Beni H?akıa, Mürselat s?ri ihtiyarlattı.” (Tirmizi, Tefsir, 57) buyuruyor. Bu s?rde içerisinde kıyamet sahnelerinin resm edildiği ayetler, Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmıştı. Bizler de bu günlerde bu s?rin muhatabının kendimiz olduğunu düşünerek H? * Allah, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andığımız zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu İlahi emir doğrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasıl salavat getirelim?” diyorsanız işte size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma flmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihiadedi ilmike ve biadedi ma’l?p;acirc;tike. [via] Salât-ı TefriciyeAllâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezenhallü bihmp;#8217;l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–reğâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–ğamâmu bivechihi’l–ker ve alâ âlihi ve sahbihi fülli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’l?leke. Meraklısna LinklerDiyanet İşleri Başkanının Kutlu Doğum haftası ile ilgili yazısı: Din ve çağdaşlık, Zaman Gazetesi Kutlu Doğum özel sayfaları, Kutlu doğum ile alakalı Cuma hutbesi, Hz . Peygamber (s.a.v.) ile alakalı bazı kitaplar, Hz. Peygamberin (s.a.v.) hayatı ile ilgili bilgiler. Hz. Peygamber’e (s.a.v.) yazılmış Şiirler, Na’atlar. Bir de ilginç link; TBMM de kutlu doğum haftasının kabulü ile ilgili tutanak. Bu konu ile ilgili bu sitedeki bazı yazılar:- O (s.a.v.), herkesin peygamberi February 09 dinimize, ülkemize sahip çıkalım...
'Allah katında din İslâm'dır.' (Âl-i imrân: 19) 'Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin.' (Mümtehine: 1)
'Şüphesiz ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.' (Nisâ: 101)
KATLİAM HATIRASI!
February 07 tesettür, moda ve İslam daki kılık kıyafeTİletişimin alabildiğine önem taşıdığı ve özellikle hızlı iletişimin çok yaygın olduğu çağımızda, insanlar artık hergün evlerine giren gazete, dergi, televizyon ya da radyo gibi medya araçları sayesinde ister istemez ortak bir gündem takip etmek zorunda kalıyorlar. Ortaya çıkan her bilgi ve atılan her fikir, kolayca ve kısa sürede çok geniş bir kitleye ulaşabiliyor.
Kılık-kıyafet modası da çok geniş kitlelere hitab edebilen bu iletişim araçlarıyla tüm dünyaya çok kısa sürelerde yayılabilen bir konudur. Ancak Müslüman kadının iletişim araçlarıyla kendisine ulaşan modayı farklı yönlerden değerlendirmesi ve ancak kendi uygun gördüğü kadarına rağbet etmesi uygun olur. Zira Müslüman kadın, kendi modasını kendisi tesbit etmeli, böylece de dünyayı etkisi altına alan herhangi bir akıma ya da kalıba bağlı kalarak kendini sınırlamamalıdır. Modayı, "göze estetik ve güzel gelen herşey" diye tanımlarsa, mümin kadın aklı ve estetik anlayışı ile giyim tarzını rahatlıkla kendisi ayarlayabilir. Üstelik Müslüman kadının moda anlayışı, Kur'an-ı Kerim'in koyduğu sınırları korumak kaydıyla özgürdür. Seçilen kıyafetlerin mevsimine uygun, kendi arasında renk ahengi taşıyan şekilde olması oldukça önemli bir konudur. Sağlık koşullarının gözönünde bulundurulması da başlı başına üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu önemli faktörlerin dışında Müslüman kadın dilediği şekilde giyinmekte özgürdür. Tesettür, Müslüman kadını diğer kadınlardan ayıran en belirgin özelliktir. Bu yüzdendir ki, mümin kadın diğer ibadetleri gibi tesettür konusunda da büyük bir titizlik göstererek, Allah (c.c.)'ın koyduğu sınırları zevkle ve şevkle korur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in indirildiği ilk dönemlerde mümin kadınlar için tesettür çok önemli bir unsur olmuş, onların müşrikler ve inkarcılardan tamamıyla ayrılarak tanınmalarına vesile olmuştur. İslâm'ın onlara tanıdığı özgürlüğü vurgulamaları, dışarda eziyet görmemeleri ve iffetlerini korumaları için dış elbiselerini üstlerine almaları emredilmiştir. Ahzab Sûresi'nin 59'uncu âyetinde mümin kadınların nasıl tesettüre girecekleri ve örtünmenin sınırları Cenab-ı Allah tarafından belirtilmiştir. "Ey peygamber eşlerine ve kadınlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle: onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur..." (Ahzab Sûresi, 59) Ayet-i kerimede de açıkça ifade edildiği gibi "dış elbise" kadının evden dışarı çıkarken giydiği bir kıyafettir. Bu giyim şekli, dışarıda "özgür ve iffetli" bilinmesi, eziyet görmemesi için Allah-u Teâlâ'nın koyduğu bir tedbirdir. Bunun için tesettüre dikkat etmek ve bu konuda Cenab-ı Allah'ın koyduğu sınırları titizlikle korumak çok önemlidir. Çünkü bir ibadet ve ecir kaynağı olmanın yanısıra, Allah-u Teâlâ mümin kadınların "özgür ve iffetli" tanınmalarını, kıyafetlerine gösterdikleri titizliğe bağlamıştır. Bu şekilde mümin kadınlara karşı herkesin kalbinde doğal bir saygı oluşmaktadır. Böylece hem mümin kadın özgür ve iffetli olmanın şerefini taşır ve ecrini alır, hem de ibadetini tam olarak yerine getirmiş ve Allah-u Teâlâ tarafından konulmuş olan sınırlarla korunmuş olur. Kur'an-ı Kerim'in bir başka ayetinde de mümin kadınlara tesettür şu şekilde açıklanmıştır: "Mümin kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçınsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar..." (Nur Sûresi, 31) Tesettür, mümin kadına asalet, saygı ve onur getirir. Hayatına Kur'an-ı Kerim'in koyduğu sınırlar çerçevesinde yön veren mümin kadın, elbette ki Allah'ın kendisine indirdiği dini yaşamakla yükümlüdür. Bu yüzden de Kur'an-ı Kerim'in nüzul edildiği dönemden bu yana mümin kadınlar, tesettür ibadetlerini titizlikle uygulamaktadırlar. Tesettür konusunda farklı zamanlarda ve farklı mekanlarda baskı gören müslüman kadınlar, Allah (c.c.)'ın emrettiği bu ibadetten kesinlikle taviz vermemişlerdir. İnkârcıların bütün çabaları sonuçsuz kalmış, müminleri yollarından hiçbir şekilde alıkoyamamışlardır. Müslümanın asıl görevi; hayatı boyunca Allah'ı razı etmek ve ona yakınlaşmak için yol aramaktır. Allah (c.c.)'ın dinini tebliğ ve temsil etmek ise, bu yolların en önemlilerinden biridir. Müminler, Cenab-ı Allah'ın emrettiği ahlâkı yalnızca kendilerini korumakla kalmayıp, onu çevrelerine de tebliğ ederek yaygınlaşmasını sağlamakla yükümlüdürler. Bilindiği gibi lisan-ı hal, lisan-ı kaldan daha tesirli ve kuvvetlidir. Çevrelerindeki insanların İslâm ahlâkını anlayabilmeleri, müminlerin yaşadıkları ahlâkı yalnızca sözle değil kendi halleriyle de dışarıya yansıtması çok önemlidir. Müslüman kadına düşen görev, konuşmasından tavırlarına, şahsiyetinden dış görünüşüne kadar her yönüyle İslâm dinine, en güzel şekilde hizmet etmektir. Mümin kadın cahiliyeye, dinin güzelliğini ve güzel ahlâkı anlatırken, kendisinde de bu üstün özelliklerin bulunduğunun farkedilmesi gerekir. Bu şekilde insanların üzerinde bırakılan etki kuşkusuz büyük olacaktır. O halde, tüm dünyaya her konuda örnek olmaya talip olmuş mümin kadın için de şık giyinmek, estetik ve uyuma dikkat etmek konusu gündeme gelmektedir. Bu yüzden kılık-kıyafet âdâbını çok teferruatlı bilmek ve uygulamak gerekir. Özellikle tebliğ sorumluluğunu üstlenmiş kişilerin bu konuda son derece titiz davranmaları gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, İslâm sanat ve estetiğe de önem veren bir dindir. Kur'an-ı Kerim'de bir çok ayette cennet tasvirleri yapılırken, oradaki güzellik, sanat ve estetik çarpıcı bir biçimde vurgulanmıştır. Tüm bunların yanısıra tesettürün tekdüze, yalnızca şekil ve renkten ibaret olarak algılanıp uygulanması da yanlıştır. Tarih boyunca, zaman ve topluma göre değişen çeşitli zevklerin, o toplumların kıyafetlerine yansıması çok doğaldır. Pek çok farklı model ve renk seneden seneye moda olabilmekte ve insanlar tarafından beğenilmektedir. Müminlerin kıyafetlerinde asıl olan ise, daha önce de belirtildiği gibi, Allah-u Teâlâ'nın sınırlarının titizlikle korunmasıdır. Bu konuda Allah (c.c.)'ın sınırlarına gereken dikkat gösterildikten sonra, pekçok farklı renk ve şekilde giyim şekli bulunabilir. Müminler, gösterdikleri güzel ahlâka karşılık cennette herşeyin en güzeline layık oldukları gibi, bu dünyada da üzerlerinde taşıdıkları iffet ve şerefle herşeyin en iyisini yapmakta asıl hak sahibi olan kimselerdir. Kur'an-ı Kerim'de Allah (c.c.)'ın sınırlarını koruyan, iffetine dikkat eden kadınların, ahirette daha güzeliyle ödüllendireleceği ifade edilmektedir. Ayetlerde mümin kadına birer nimet ve ödül olarak cennette ağır atlastan işlenmiş elbiseler, ipekler, inci ve altın ve gümüş ziynetlerden bahsedilmektedir. Cenab,ı Allah cennetteki bu nimetleri yalnızca mümin kadına vaadetmektedir. Cahiliye kurallarının yaşandığı bir toplumda ise bugün kadın, asıl olması gerektiğinden daha farklı bir pozisyonda karşımızdadır. Her türlü maneviyatsızlık, hissiyatsızlığın içinde kadın, topluma ayak uydurarak yoz bir ahlâk içerisine girmiştir. Her türlü iffetsizliği, açık-saçıklığı kendine kâr bilen cahiliye kadınları manen zarara uğradıkları gibi, maddî zarara da uğrarlar. Böyle bir ahlâk anlayışı içinde olan bir toplumda ise şüphesiz ki, kadın gün geçtikçe saygınlığını kaybedecektir. Bu yüzdendir ki, Cenab-ı Allah'a bize iman nasip ettiği için çok şükretmeli, bizi hidayete erdirip İslâm ahlâkını bize yaşattığı için çokça hamd etmeliyiz. Gülay Pınarbaşı
February 03 oy verelim lütfenhttp://www.haberturk.com/haber.asp?id=52154&cat=230&dt=2008/01/21 YUKARIDAKİ ADRESTE TÜRBAN OYLAMASI YAPILIYOR.HABERTÜRK BUNU TÜRKİYENİN KARARI OLARAK DUYURUYOR.MADEM ÖYLE KENDİ DENİZLERİNDE BOĞALIM ONLARI... SAĞDUYUMUZLA BU OYLAMAYA KATILALIM VE ETRAFIMIZA DA DUYURALIM... February 02 40 HADİS...
February 01 cuma gununun faziletleri...9 . EY IMAN EDENLER! CUMA GÜNÜ NAMAZ ICIN CAGRI YAPLILDIGI ZAMAN ,HEMEN ALLAH ´IN ZIKRINE KOSUN VE
ALISVERISI BIRAKIN. EGER BILIRSENIZ BU, SIZIN ICIN DAHA HAYIRLIDIR. 10 . NAMAZ KILININCA ARTIK YER YÜZÜNE DAGILIN VE ALLAH ´ IN LÜTFUNDAN NASIBINIZI ARAYIN. ALLAH ´I COK ZIKREDIN KI KURTULUSA ERESINIZ. (CUMA SURESI 9 - 10)
Cuma günü, büyük bir gündür; Allah Teala, İslamı ve müslümanları onunla şereflendirmiştir. Allah Resulu (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Üzerinde güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. O gün Adem (a.s.) yaratılmış, o gün cennete sokulmuş, o gün yere indirilmiş, o gün tevbesi kabul edilmiş, o gün ölmüştür. O gün kıyamet kopar ve o gün cennettekilerin Allah Teala'yı anma günüdür."(Müslim)
January 31 İ-M-A-N İMAN dört direk üstünde durur: Sabır, yakiyn, adalet, cihad.
Sabır dört kısımdır: özlem, korku, çekinmek, tetikte durmak. Cenneti özleyen dileklerden vazgeçer. Cehennemden korkan haramlardan çekinir. Dünyada çekinen kişi, dünya musîbetlerini hiçe sayar. Ölüme karşı tetik duransa, hayırlı işlere koşar. Yakiyn de dört kısımdır: Akıllılık, hikmeti yormak, geçmişten öğüt almak, geçenlerin yolunu yordamını izlemek. Akıllilıkta gözü açık olana hikmet aydınlanır. Hikmeti apaydm gören. ibret alır. îbret alansa geçmişlerdenmiş gibi hareket eder. Dünyaya da aldanmaz. Adalet de dört kısmıdır: Anlayışta derine dalmak, bilgide derin olmak, aydın hükümle karara varmak, hilimde direnmek. Kim anlayış sahibi olursa, ilmin dibine dalar; kim ilmin dibine dalarsa hükümde yol yordam neyse elde eder; hilim sahibi olansa yaptığı işte ileri gitmez, insanlar arasında tertemiz yaşar. Cihad (Allah yolunda Savaş) da dört kısımdır: Doğruyu buyurmak, kötülüğü nehyetmek. Gerçek işlerde doğru olmak, gerçeğe uymayanlara düşmanlık gütmek. Doğruyu buyuran kişi, inananların bellerini doğrultur. Kötülüğü nehyeden (yasaklayan), münafıkların burunlarını kırar; gerçek işlerde doğru hareket eden, kendisine gereken şeyi yapar; kötülere, gerçeğe uymayanlara düşman olan, Allah için kızan kişiyse öyle bir hale erer ki, Allah onun yüzünden onun düşmanlarına kızar ve kıyamet gününde onu razı eder... İMAN gönülle tanımak, dille ikrar etmek (söylemek), azalar ile de kullukta bulunmaktır. İMANINALAMETİ, yalan sana fayda verecek olsa bile gerçegi seçmen, sözünü bilginden fazla söylememen, başkalarının sözlerinde de Allah'tan korkman, çekinmendir. January 30 BESMELE
Bişrî Hâfî yol kesici bir kimse olup yanında bir takım güzel sesli hafızları gezdirirmiş. Gittiği şehirlerde o hafızlara Kur'an-ı Kerim okutur ve bütün insanları bir yere toplarmış. İnsanlar Kur'an dinlemek için toplandığı ve herkesin aşk ve şevkle dinlemeye başladığı sırada, kendisi kalkıp şehirden dışarıya çıkar ve tenhada yakaladığı kimseleri soyarmış.
Bir gün yol üzerinde ve toz toprak içinde bir kâğıt bulur. Bakar ki kağıtta «Besmele-i Şerif» yazılıdır. Hemen alır, tozlarını temizler ve bir miktar da güzel kokular sürerek yüksekçe bir duvarın üzerine koyar. O diyarda zühd ve takvası ile meşhur olan bir zat, o gece rüyasında üç defa Hak Celle ve Âlâ Hazretlerini görür ve Hak Teâlâ Hazretleri O'na hitaben: - Ey kulum! Bişri Hâfî'ye git. O bizim ismimizi tazîmen kaldırdı, biz de O'nun ismini kaldırdık. O bizim ismimizi aziz etti, biz de O'nun ismini aziz ettik. O bizim ismimizi güzelleştirdi, biz de O'nun ismini güzel kıldık, böylece kendisine söyle, haberi olsun, buyurulur. O zâhid de hemen Bişri Hâfî'nin evine giderek kapıyı çalar. Kapıyı bir cariye açar ve ne istediğini sorar. O da cariyeye şöyle sual eder: - Bu evin sahibi, köle midir, âzadlı mıdır? - Âzadlıdır. - Âzadlı böyle mi olur? Sonra cariye içeriye gider ve olanları haber verir. Bişri Hâfî de hemen yalın ayak ve başı açık olarak kapıya gelir ve: - Ya Şeyh! Cariye hata etmiş. Bu evin sahibi, bütün insanların en âsi ve günahkâr olanıdır, der. Bunun üzerine zâhid, rüyasını anlatır. O anda Bişri Hâfî'nin kalbine hidayet ve inayet yetişerek, şevk ve muhabbet dolar. Tam bir ihlas ile tevbe eder ve derhal mürşid aramaya çıkar. Çıkarken cariyesi: - Ey efendi, biraz dur da başlığını getireyim. - Hayır duramam. Zira Cenabı Hak, beni böylece davet etmiş, der ve öylece yola düşer. Ve nihayet bir mürşid-i kâmile bağlanarak, evliyanın büyükleri arasına katılır. Tebsıra-i Evliya isimli kitabta pek çok kerametleri anlatılmıştır. Onlardan birisi de şudur: Seyahati zamanında bir gemide giderken, gemi içinde büyük hâcegân ve tüccarlardan çok kimse olup, birisinin kıymetli bir mücevheri kaybolur. İçlerinde Bişri Hâfî'den başka eski elbiseli kimse olmadığından, O'nun aldığını ümid ederler. Ve sana daha güzel elbiseler vereceğiz diye soyup aramaya başladıkları zaman, Bişri Hâfî Hazretleri geminin kenarına gelerek: «Ey balıklar bir cevher getirin.» diye çağırır. Hemen bir çok balık ağızlarında cevherler olmak üzere geminin yanına gelirler. Daha sonra hâcelere hitaben: - Kaybolan cevheriniz kadar bunlardan alın, der. Onlar da bu hali görür ve cevherleri alarak, kendisinden özür dilerler. Birisi de şudur: Bişri Hâfî'nin dünyadan irtihaline kadar, ayaklarına pislik bulaşmasın diye, Bağdad'da hiç bir hayvan sokaklara bevl etmemiştir. Bir gün bir sipahinin atı bevl ettiği zaman, halk feryad ederek «Bişri Hâfî ya şehirden gitmiştir veya vefat etmiştir.» dediler. Evlerine gidip baktıkları zaman, hakikaten o irtihal etmişti. (1) January 29 ''NİYE BEN!!!'' diyen herkes için![]() O, yamaç tirmanisi yapmak isteyen genç bir kadindi. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tirmanisina katildi.
Tirmanacaklari yere vardiklarinda, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalik bir yamaç çikti karsilarina.
Tüm korkularina raGmen, azimliydi. Emniyet kemerini takti, ipi yakaladi ve kayanin dik yüzüne tirmanmaya basladi.
Bir süre tirmandiktan sonra, nefeslenebileceGi bir oyuk buldu. Orada asili dururken, gruptan yukarida ipi tutan kisi dalginliGa düserek ipi gevsetiverdi. Aniden bosalan ip, hizla onun gözüne çarparak lensinin düsmesine neden oldu. Lens çok küçüktü ve bulunmasi neredeyse imkansizdi. Lens, yamacin ortasinda bir yerlerde kalmisti ve artik bulanik görüyordu. Ümitsizlik içinde lensini bulmasi için Allah'a dua edebilirdi yalnizca... Ve içten içe düsünüp dua etmeye basladi. "Allah'im! Sen bu anda buradaki tüm daGlari görürsün. Bu daGlar üzerindeki her bir tasi ve yapraGi bildiGin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et." Patikalardan yürüyerek asaGi indiler. AsaGi indiklerinde, tirmanmak üzere oraya doGru gelen yeni bir grup gördüler. Içlerinden biri "Aranizda lens kaybeden var mi?" diye baGirdi. Onun sonradan öGrendiGine göre, lensi bir karinca tasiyordu ve karinca yürüdükçe yavasça kayanin üzerinde hareket edip parlayan lens kizlarin dikkatini çekmisti. Eve döndüklerinde lensini nasil bulduklarini babasina anlatacak ve bir karikatürcü olan babasi da aGziyla lens tasiyan bir karinca resmi çizerek karincanin üzerindeki baloncuGa sunlari yazacakti: "Allah'im! Bu nesneyi neden tasidiGimi bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse tasiyamayacaGim kadar aGir. Ama istediGin sadece bunu tasimamsa, senin için tasiyacaGim..." "BU YÜKÜ NIYE TAsIYORUM" demeyin... ![]() January 15 bir günHadi oğlum, dersine çalışsana!" dedi, yalvaran gözlerle annesi... "Bir gün" dedi ve uyumasına devam etti çocuk. Zaman su gibi akıp geçti. Bir-iki yıl hazırlık kursu aldıktan sonra üniversiteye girebildi. Bir gün fakülte arkadaşlarının; "Bizimle cumaya gelmeye ne dersin?" teklifine, "Siz gidin bir gün olur ben de giderim." diye kaçamak bir cevap verdi. İkinci sınıfa geçemeden fakülteden atıldı, "Bir gün" olup da çalışmak nasip olmadığından... İşsiz güçsüz dolaşırken, bir arkadaşı elinden tutup onu bir işe yerleştirdi. Gün geldi, evlendi, çocukları oldu. Arkadaşı; "Çocuklarına imandan, ahlaktan, kültürden bahsetsen, çok boş yetişiyorlar." dediğinde,"Daha küçükler, hele büyüsünler." dedi. Çocuklar büyüyüp, sorular sormaya başlayınca, onlara geçiştirici cevaplar vermeye çalıştı, ama bilgisizliğini bir türlü gizleyemedi, içinde bir eziklik hissetti. Bildiği bir şey vardı, bilgisizliğini yenebilmesi için, kitap okumalıydı. "İnsan neydi, niçin vardı?" Evvela bu mevzu ile alakalı kitapları taradı. Bulduğu kitap sayısı bir düzineyi geçmişti. Kasaya doğru ilerlerken, kitapların fiyatlarını şöyle bir hesapladı, olduğu yerde kaldı: "Şimdi param az, elime toplu para geçecek nasıl olsa, o zaman gelir alırım." diye tasarladı ve dönüp kitapları yerine bıraktı. Eline para geçti, ama kitapçıya uğramak aklına gelmedi... Uzun bir aradan sonra işe giderken yolda sakat bir dilenci gördü, para vermek geldi içinden; "Neyse?", dedi, "Dönüşte de verebilirim." İşine yaklaşırken bir sala sesi duydu, dikkat kesildi; meğer bir yakını vefat etmiş! İçine bir huzursuzluk çöktü, "Ya ölüm bir gün yakama yapışıverirse, zaten yaş da ilerlemekte..." diye düşündü. Kendi kendine, "Artık iç dünyama çeki düzen verme vakti gelmedi mi?" diye sordu. Cevabı, tereddütsüz "evet"ti ama işler de bu aralar hayli yoğundu, "Hele bir yaza varalım, tesislerin açılışını yapalım, düşünürüz." dedi yine, Allah'ın günleri bitmezdi ya!.. Bir iş dönüşü gecekonduların arasından geçerken, çileli yılları geldi aklına bir burukluk hissetti. Hay Allah! Bu göz yaşları da neyin nesi? Duygu selinin tazyikine daha fazla dayanamayıp, gözlerden sızan yaşlar, çağlayan oluverdi. Dermanı kalmayınca, çömelerek ağlamasını sürdürdü. Tarifsiz hislerle çatladı ruhu, gözlerini silerek; "Bunları kaleme al-malıyım!" diye mırıldandı. Yine "bir gün" dedi; "Gün gelir yazarım duygularımı..." "Gün Olur Bin Aya Değer"di ama, bilmeliydi ki, o güne ulaşabilmek için, her günün kadrini bilip çabaları kilometre taşı yapmalıydı. "Bir gün" sala sesiyle mahalle, sessizliğe büründü. Eş-dost, cenaze namazı için cami avlusunu doldurdu. İşe giderken, dikkatsiz bir şoförün kullandığı arabanın çarpmasıyla hayatını kaybeden "o adam"ın vefalı bir arkadaşı da, "er kişi"nin naşı önünde saf bağladı. Namaz boyunca, hep "bir gün" ile geçiştirilen günleri acı acı düşündü. Cemaat dağılmaya başlayınca, tabutun başına geldi, imamın süzen bakışlarına rağmen elini tabutun üzerine koyarak şöyle fısıldadı: "Ah dostum! Bilmez miydin ki, bir gün olup da böyle bir güne varacağını?" bir gencin tevbesiAllahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip " (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu. Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti. Oradakilere: -Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca: -Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler. Musa aleyhisselâm: -Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler. Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti: -Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o''Benim dostumdur.'' İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir? Allahü teâlâ: (Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah'ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu. ...ALINTIDIR... sadakat dediğin böyle olmalı
January 12 ibretli sözler...
Dostunu severken ölçülü sev, günün birinde düşman olabilir. Düşmanına da buğzunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir. (Hadis-i Şerif / Tirmizi, Bırr 60 (1998)
İlim, öğrenilen değil, yaşanandır, yaşanmayan ilim, geçmeyen para gibidir. Sahibine gerçekte faydası olmaz. İmam-ı Şafii
Suretin Siretine Şahittir, Başka şahit aramak zaiddir. Haklı olduğun mücadeleden korkma: Bilesin ki, Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler. Şeyh Edebali
Kibir, bele bağlanan taş gibidir, onunla ne yüzülür ne de uçulur. Hacı Bayram-ı Veli
Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır? Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. M.Akif Ersoy |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler! emeğe saygı lütfen!!!
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|